bu kız ;

bu kız ;
topukluda 36, klasik ayakkabıda 37 giyen ,
36 bucuklu ayakkabı numarasından muzdarip bir kız
dır,,

7 Şubat 2017 Salı

üzüldüğüm bir takım şeyler


 bu fototğrafı görünce mutsuzluğum aklıma geldi ve tabi yazasım.
allah başka dert keder vermesin ama hamilelikle annelikle gelen güzel şeylerin götürdükleriyle nasıl da savaşmışım a dostlar ,, 5 tüp lierac krem 2 tüp lierac jel bitirdim ama nafile
ikiz anneliği oh ne ala memleket tabi herkes ikiz istiyordu hani ay ikisi bi arada çıkıverip elime geliyordu , bi taşla iki kuştu.. evet öyle gerçekten
ama bu da can bu da beden.
görünenlerin arka yüzü hiç de öyle olmadı
şuracıkta ki postum da ne de güzel hazırlamışım doğum çantamı ---> doğum bohçası

hiç birini ama hiç birini kullanmadım desem yeridir sevgili arkadaşlarım
çünkü çok kötüydüm çünkü sezeryan çünkü karnım çok acıyordu çünkü bir daha asla ve asla eskisi gibi olamayacağımı anlamıştım hatta bi ara yürüyemeceğimi falan bile düşünmedim değil.

ben ki iğneden ameliyattan hastaneden çılgınlar gibi korkan biri
ben ki 33 haftamda doğurmayacağım diye ağlayan kişi
o gün dedim ki buraya kadar neredeyse patlamak üzere olan karnımla yatakta sağımdan soluma dönemez olup ayaklarımın üzerinde duramadığımı farkedince doktorumu aradık
aslında bunu farketmek çok zor olmadı . yaşadığım ızdıraplar sancılar acılar ohooo daha neler neler
ama annelik işte karnımda ne kadar kalırlarsa o kadar iyiydi ve bende dayanabildiğim yere kadar dayandım . ikiz anneleri için işte süreç bu şekilde ilerliyor sevgili hanımlar , olası erken doğum riski çok yüksek , diyelim ki erken doğum olmadı bu sefer top sizde siz tamam dediğinizde doktor ay yok biraz daha duruver falan demiyor yani . ikizlerin normal doğması gereken vakit 37 hafta civarları
benimkiler 33 de gelmeye bi çabaladılar yok dedim 35. haftamda ben pes ettim. 2 hafta da 600 gr daha almış oldular ve biri 2500 diğeri 2300 olarak yanağıma kondular..

beni epidural yapmadan önce azıcık uyutur gibi yapmışlar o bölümleri çok net hatırlayamıyorum , ama bebeklerim o ortalığı yıkan cıyak cıyak seslerini duyduğum gibi ayıldım , ayıldığım gibi de benden nasıl çıktı bunlar diye düşünmeden edemedim , hher yerleri ayrı oynuyordu elleri kolları parmakları hem ciyaklıyor hem tepiniyorlardı , o güzelim  yeşilin en iğrenç tonu olan ameliyat odası birden pespembe ardından masmavi oluvermişti ...

eşim ve ikizlerim yanımdan ayrılıp benden önce odaya alınmışlardı, bende peşlerinden hülyalı hülyalı aman da ne güzel işmiş bu sezeryan yahu diyerek mutlu mesut odama gelmiştim ama bir de ne göreyim hani benim o güzel dantelli yatak örtülerim hani bir takım süsler ... geceliklerim sabahlıklarım takılarım tokalarım .. derken acı gerçekle yüzleştim ve epidural etkisini yitirmeye başladı ağrılar bir yandan bebekler diğer yandan emzirme hırsı öteki yandan, gelip gidenler dört bir yandan ve ben yattığım o yataktan iki gün boyunca kalkmadım. bilirsiniz hemen bi kaç saat sonrasında yürümeniz gerekir , yürümedim kalkmadım hatta oturur pozisyona bile geçmedim , çünkü acım çoktu çünkü canım çok tatlıydı , canım canım <3

daha sonradan öğrendim ki o kadar acının sebebi aslında dikişler değildi , yazdıklarıma bu kadar sabreden değerli okuyucum , sebebi ikizlerden kaynaklı karnımın çok fazla büyümesi ve iç rahimde oluşan yırtıklardı.. içim yanıyordu ve şuram çok acıyor dediğim yer dikişlerimin olduğu yer değildi..
ayağa kalktığımda sanki içimde ne var ne yok aşağıya dökülecek gibiydi hatta akciğerim bile aşağıya doğru çekiliyordu ve nefes alamıyordum ..
beni okuyan annelere nacizane tavsiyem mi desem ya da yine de siz bilirsiniz ama bence korse kullanın . annem karnımı çarşafla sımsıkı sarana kadar ben rahat yürüyemedim , bu da hemen hemen 5 gün e takabül ediyor ondan sonrasında korse kullanmaya başladım hem de ağlaya ağlaya ,
ama başka türlü de yattığım yerden kalkamadım a dostlar , herkes kalkıp yürümem gerektiğini söyledi ama ben ağlaya ağlaya hepsini reddettim yalvardım beni kaldırmayın diye , bi tek görümcemin kayınvalidesine nazım geçmedi de neyse oralara girmeyeyim ... bakın 8. ayımız bitti ve ben çok güzel yürüyorum hıh! hamilelik kiloma 4.ayımda geri döndüm ve karnım toplandı . geçmeyecek sandığım o günler geçti , o yüzden yeni doğum yapanlara ve yapacaklara hep söylediğim şey şudur : ge çe cek. :)

esen kalın..






'hiç bir şey' anlatamadığım bir post



ben bu satırları yazarken acaba kaç kez klavye başından kalkacağım hatta klavyemin başına oturabilecek miyim  bilemiyorum ama en azından bilgisayarımı açabildim bloguma girebildim bu da bişey -.-
40 gün sonra...
evet bırakın klavye başından kalkmayı toptan bilgisayarın başından kalktım hatta evden gittim bi ay boyunca da gelmedim
sonra tekrar geldim tekrar gittim yılbaşı geldi geçti yarı yıl tatili oldu annemler geldiler gittiler...
derken saat 10 sularıylı bebeklerimi uyuttum , soğumayı bekleyen kaynar süte küçük serçe parmağımı batırdım ve gururla mayaladım inşallah sabaha yoğurt olursun sevimli sey diyerek onun adına dua ettim ve oradan uzaklaştım , laptop u kaptığım gibi yatağıma uzandım ve o sütlü küçük serçe parmağımı bu kez de klavyeyle buluşturdum ..
...
her ay ikizlerimle yaşadığım olayları satırlara dökeyim derken 8 aylık olmuşuz bile, şu an bu post'a eklediğim fotoğraftaki ayakkabılara bakıyorum da hayret ediyorum , sonra bakmaya devam ediyorum  ve bakıyorum epey bi müddet yazmak istiyor ama hala boş boş bakıyorum ve diyorum keşke şu postuma bi başlık atsaymışım da neyden bahsedeceğimi bari hatırlasaymışım...

rabbim her isteyene hatta istemeyene de evlat kokusunu tattırsın , onları kucağıma aldığım (yanağıma) anda ki mutluluğu tarif etmeye ne benim dilim ne kelimelerin gücü yeter hatta o an'a mutluluk demek bile ne kadar da küçük birşey...

küçük eller
küçücük ayak parmakları
o burunları
yok denecek ağızları
mis kokan ağızları..

....

4 Haziran 2016 Cumartesi

doğum bohçası...


geri sayımlar ...
son günlerimizi beklerken nihayet hastane çantamızı da tamamlayabildik :) 
bir aferin daha bize !
hastane çantamız biraz bohça işine dönüştü ama olsun bir şeylere özenmek etrafındakilerin senden daha çok özendiğini görmek nasıl güzel 
hatta ben aman ya  ben sağ salim adamlarımı elime alayım evimize geleyim başka da bir şey istemem derken, onda da gözüm yok bunda da gözüm yok diye sızlanırken , ve de kıvrım kıvrım kıvranırken , suratsız ve gergin dolanırken , her şeyi  birbirinden  güzel dört dörtlük tamamlayan
kayınvalidemin
annemin
görümcelerimin
kızkardeşlerimin
babalarımın
ve tabiki bu kadar uyuzlanıp duran , hiç bir şeyden memnun olmayan, sürekli çemkirik yediği karısına böyle güzel tahammül edebilen
adamın
eşimin canımın ciğerimin
hakkını kesinlikle ne yapsam ödeyemem


***

sanırım artık her şey tamam bir tek onlar eksik...  içimde sıkışık şeyler :) 
ilerde cicili bicili keselere koyduğumuz hastane çıkışlarını gördüklerinde inşallah  bunlar ne be demezler :) ama ikiz bebekleri olanlar için en önemli şeylerden biri bence bu paketleme işi her birinin battaniyesinden çorabına zıbınını eldivenini şapkasını ayırıp ayırıp 3 er tane ayrı takım yaptık birer de yedek  tulum koyduk oldu bize toplam da 8 adet bebek kıyafeti :) 




fotoğraflarda gördüğünüz gri saten takım kayınvalideciğimin sabahlık hediyesi
gri düz bir sabahlığın üzerine dantel almış bize de dikmek düştü :) aslında kendisi diktirip verecekmiş ama ben doğum telaşıyla hastaneye yattığım için herkesi biraz paniğe soktum sanırım ..
bir önce ki postta karalamıştım şuracıkta..
sonrasında annemde gidip aynı dantelden alıp gri bir pike takımı diktirmiş hastane odası için <3
iki küçük beyaz süslü ve işli kesenin içinde hemşirelere verilecek ilk hastane çıkışlarımız var
pembe kesenin içinde de benimkiler
büyük beyaz bohçamızda da yedek takımlarımız var ...


söz bohçasında nişan bohçasında damat bohçasında olduğu gibi hastane bohçamızda da internet sağolsun bir çok liste kurcalamıştım  size de kolaylık olsun diye bir liste de ben veriyorum :)

benim çantam da olanlar ;

1 gecelik
1 pijama takımı
1 sabahlık  
2 çorap ve hastane terliği şiş ayaklarımıza göre 
rahat şallarımızdan tülbentlerimizden 
ben aslında bone şal alcaktım da alamadım :) 
sonraa
emzirme sütyeni hamile çamaşırı ve atlet


bebeklerimize
2 şer adet tam takım hastane çıkışı koydum ben 
2 şer tulumlu takım ve zıbınları
bebek bezleri
alt silme pamuğu ve ıslak mendil
birde boş fısfıslı bir şişeye zeytin yağı koyduk sonrasında bebekleri güzelcene yağlamak için
ağız mendilleri



ve tabi ki madam coco'cum makyaj ve bakım çantamız

tokalarımız tarağımız
el sabunu
diş fırçaları refakatçılarımızı da düşünelim 
macun
yüz temizleme pamuğu ve kremi
göğüs pedleri
vücut havlusu
el havlusu 
şampuan 
 2 de oje koymuşum :)

bir de ameliyat için zorla çıkartmaya çalıştıkları takılarımı şimdiden bir kutuya koydum , doğumdan çıkar çıkmaz takacağım . hıh! 

şimdi onlar düşünsün! bende esenlikler dileyeyim... :*




1 Haziran 2016 Çarşamba

36 buçuklarım olmuştu 39 !



sonra bambaşka bir dünyanın bambaşka bir ruhaniyetin içinde buluvermiştim kendimi
ne yazacağımı ne söyleyeceğimi bilemeden oturmuştum blogumun başına
dünyanın en muhteşem olayını anlatacaktım sizlere
ya da 
en korkulu rüyalarımı


en dengesiz zamanlarımdayım düşünün işte.
bazen kendini dünyadaki en güçlü insan zannetmek ama en güçlü en korkusuz
bazen de hiç bir şeye yetemediğini bilmek , acziyet.


annelik ...

bu nasıl bir duygu  nasıl bir lütuf nasıl bir nimet allahım gözlerimi her kapadığımı defalarca ve defalarca şükretmek, , allahım sen isteyene de ver  istemeyenlere de ver demek ,
ne güzel bir tat.
damağımda
içimin taa derinlerinde <3


ben buraları kararlarken son günlerimi sayıyorum sanırım , birazcık yatağıma bağımlı kaldım şu sıralar . erken doğum tehditleriyle annelerini korkutan iki ciğerpare adamımı içimde tutmaya çalışıyorum.ilaçlar bişeyler nazlı ve kıymetli tatlı canım öylece yatıp günümüzü haftalarımızı doldurmaya uğraşıyoruz , e yazmak da en iyi ilaçlardan biri olduğu için azcık kenarından bloguma ugriyim didim ^.^   zormuş bu işler vesselam hele beklemesi zaman doldurmaya çalışmak . içinde tutmaya uğraşmak ikiz annelerinin en zor imtihanı sanırım ; ' dayanabildiğin kadar dayanmak.' 
bunu duyduğumda ne kadar da garibime gitmişti , ne yani sanki doğurmak bizim elimizde mi ay hadi alıverin diye biz mi karar veriyoruz sanki demiştim. şimdi o dayanma sınırları içerisinde gidip geliyorum işte , artık alalım diye ağlıyorum bir yandan da daha onlar çok küçük azıcık daha sabretmeliyim diye kendime gaz veriyorum . 

bu gün 34+3 
33. haftamda başlayan sancılarımla doktora gidip doğumumun başlamasıyla hastaneye yatmıştım. benim tatlı canımdan hamileliğim boyunca iğne korkum yüzünden doktorcuğuma yalvar yakar sadece 2 kez kan alınmıştı, başka da ne aşı oldum ne bişey ^.^ mis :)  taa ki o güne kadar , küçük adamcıklarım içimde dursun akciğerleri gelişsin sancılarım hafiflesin diye yemediğim iğne serum ilaç kalmadı -.-   hastane zaten kesinlikle tahammul dahi edemediğim bir ortam , bir sürü hemşireler bişeyler .. aklımda olan tek şeyse koluma açtıkları damar yolu ve  daha hazır olmayan hastane çantamdı. yoksa ben zaten bi yandan ağlayıp zırlayıp bi yandan  daha doğurmıcam ben , beni evime gönderin diye ortalığı yıkıyordum . aman koca kız olmuş karnında da bebeleriyle iki iğneden korkuyo diye kın kın beni kınayanlar da hiiiç umurum olmadı açıkçası , zaten gözümde herşey mahşer yeri gibiydi ,  doktorum bi yandan ameliyat elbisesi getirmiş bi yandan şu kızın geceliklerini getirin diyor  bebeklerin eşyaları hazırdı dimi diyor, bi yandan annem takılarımı çıkartmak için uğraşiyor bi yandan küçük görümcemcim elinde liste çantaya ne koyup ne getiriyim diye soruyor ,hangi terliği getireyim diyor , daha hiç bir terliğim ayağıma olmuyorki 36 dan 39 u bulan şişko ayaklarıma hangi terliği getirsin ki ...  biri kanımı almak için uğraşıyor biri nst ye bağlamaya uğraşıyor  biri dil altından ilaç sıkıyor . olaylar olarlar , bende fırsat buldukça canım eşime çemkiriyorum 'niye getirin beni buraya evimize götür beni ben sana gelmeyelim demiştim' diye ... 



velhasılı benim dediğim oldu doğurmadan evcağızıma geri geldim , hastane kıyafeti de giymedim evden gecelikte getirtmedim takılarımı da çıkarttırmadım ! hayır efendım bebeklerimin kıyafetleri de daha hazır değildi ! hıh ! çünkü elim hiç premature kıyafetlere gitmemişti , minicikti onlar çok küçüktü , tutamazdım ki...   
ama siz siz olun öyle yapmayın gerçekten her duruma hazır olmak gerek hem psikolojik olarak hem hastane çantası olarak :)  

esenlikler dilerim <3













11 Ekim 2015 Pazar

bu dram benim




merhaba ekim! ekimciğim canım.
yorganım , battaniyem , pofidik patiklerim , kışlık çoraplar ve biricik depresyon hırkam.
beni sarıp sarmalayan her şey <3 herkes

/ ankara çok soğuk ya /
/ merkezi ısıtmayı açsalar artık diyoruz/

bende artık hayatıma bir yön vereyim diyordum tam da . ankara - izmit arası seyahatime yeni  rotalar çizeyim yeni yollar ekleyeyim diyordum ki leb demeden leblebiyi anlayan hayat canısı bana epey km yaptırdı.
neymiş kayseriymiş , rizeymiş , samsunmuş , fethiyeymiş , istanbulmuş , burdurmuş ... muş
sagallasos a bile gitmişim yani iki arada bi dere de  fotografta da belirttiğim üzre -.-

sonra da vazgectim . demedim öyle bisey ya ne rotasıymış ne yoluymuş .
oturayım henüz kaloriferleri yanmayan sıcacık evimde oh sabah guneşimi alayım misler gibi odalarıma . bi yanda cayım bi yanda laptop bi yanda boyalarım fırcalarım bi yanda kalemlerim
ben olmaya geri doneyim istedim . özledim. yazmayı çok özledim. işimi mesleğimi içmimarlığı çok özledim. fırçalarımı hergün özlüyorum. okumayı karıştırmayı özledim.takip ettigim  bloglarımı özledim. otobüse binmeyi özlemişim mesela. çok çok farklı konuları çok çok başka insanlarla tartışmayı özledim. kendi kendimi özledim. ceylinimi çok özledim. küçük bi sırt cantam vardı onu da özledim.
özledim de özledim onu bunu bırakalım da geliyim asıl meseleme ;

bu çamaşırlar benim cok sinirimi bozuyor ya. 

koyuları renklileri beyazları ayırabilecek
çamaşır makinesinden iyi anlayan
camaşırları makinede bekletmeden alabilen
güzelce çırpıp muntazam şekilde asabilecek
kuruduktan sonra ütülükleri ayıracak
katlanılacakları aynı ebatlarda katlayabilecek
ve yerlerine yerleştirecek tatlı dilli güler yüzlü bir abla arıyorum.  tabi ütülükler ayrılıp öylece kalmayacak /şu an ben öylece bıraktım mesela/ bir güzel de ütülenecek.

zaten soguk havalarda kalorifer yanmazken ütü yapmanın keyfi çok güzel . gercekten. gelsenize <3

esenlikler ütülükler ....







22 Haziran 2014 Pazar

bir nişan makası'nın merhaba 'sı


merhaba merhaba merhaba !

merhaba ne çok sevdiğim blogum 
merhaba renklerin en sarıları !
merhaba küçük blogumun nacizane okuyucuları.

taptaze geldim :)
çok yeni geldim efendim ama nereden başlayacağımı bilemeden geldimm
blog yazmayı çok çok özleyerek geldim
***
bu yukarı da gördüğünüz makas bizim yüzük makasımız. nişan yüzüklerimizin makası nedense çok sevdim kendisini ben . 
aşağıda gördüğünüz ise nişan çiçeğim.

evet düğüne pek az kala nişan postu hazırladığım için kendimden ve blogumdan utanıyorum efendim.
ama insanın hiç fırsatı olmuyor ki yahu.
bütün evlilik sürecinde hem iş hem güç hem telaşe bütün bu detaylarını bizimle paylaşan bloggerlara ne kadar özeniyorum ne kadar gıpta ediyorum anlatamam :o 


gel gelelim benim bu koşuşturmacalı sürecime
benden ve blogumdan da bileceğiniz üzere bu kız sarıyı pek seven bir kız efendim.
bu yüzden nişanda ki bütün detaylarım için seçtiğim tüm renkler sarıydı .
nişan kıyafetim , nişanlımın pek sevimli papyonu, masa süslemeleri , peçeteler , sandalye tülleri ,
etiketlerimiz ,
nişan bohçası için gelenlere verdiğimiz lavanta kesesi detayları,
nişan davetiyemiz...
hepsi ve daha fazlası sarıya uyarlandı 
tıpkı hayallerimde ki gibi kır havası ferah mı ferah taptaze bir nişan olacaktı
ama aksilik bu ya olmadı...

haziran ayında yağmurdan çektiğimi başka kimseden çekmedim
bizde 'tencerenin dibini sıyırırsan düğününde kar yağar'' derlermiş
bizim damat da nişanlın güzel olur diye tencerenin dibini sıyıranlardanmış !

neyse velhasılı tencerenin dibi sıyrılmış ve bizim nişanımızda yağmurlar yağmış
onlar erememiş muradına bizde çıkmayıverelim kerevetine.


 hazırladığım yada hazırlamak isteğim her hayal her detay için kendime ve bana destek olan herkese yanımda olan arkadaşlarıma ve olamayanlara da burdan teşekkürümü borç bilirim. herşey bi yana da 'nişana ne gerek var ya diyip hiiç destek vermeyen ama koşuşturma boyunca yanımda olan adama da şükranlarımı iletiyim de ayıp olmasın ;p

şaka bi yana kafamdaki nişanı yapamadım pek sevgili okuyucu. bir kez daha anladım ki hayat hiç de senin planladığın düşlediğin gibi gitmiyor. olmayınca olmuyor. bi kere daha ciğerlerine o biraz yakıcı havayı çekip diyorsun ki 
'' nasipten öte yol yok Büşra '' nasipten öte yol yok.

 şimidilik huzurlarınızdan ayrılıyorum efkar bastı :P

bir daha ki postumda nişanımıza dair küçük minik detaylarımla tekrar geleceğim.
veda ederken size bıraktığım dip fotoğrafım ise nişan hatırası nacizane hediyelerimiz,
en ufak kurdelesine kadar el emeğimiz <3

nişanda dağıttığımız bu küçük çiçeklerle alakalı öyle güzel geri dönüşler aldım ki çok acayip gaza geldim.

iş hayatında kariyer delisi gibi onu da yapıcam bunu da yapıcam diye gözü dönmüş bir iç mimar olarak bu işe de el atıp ''büşranın hatıra çiçekleri'' diye bir atolye kuracağım ve sipariş üzerine sözlerinize nişanlarınıza nikahlarınıza bunlardan yapacağım efendim :)

detaylarım pek yakında.. bu kıza az destek olunuz sevgiyle kalınız :*

esenlikler dilerimm...




28 Nisan 2014 Pazartesi

#1hastalik....



blog dünyası ile ilk tanıştığım zamanlarda beni en çok etkileyen samimiyetti.
insan neyi yazar ki
neyi paylaşmak ister
nedir anlatmaya çalıştığı.
acısını tatlısını sevincini hüzünü
kimi zaman sessizliğini
kimi zaman çaresizliğini
öfkesini
kabuslarını
hırslarını
kimisinde en duygusal anlarını.

burada insan birçok kişiyle tanışıyor. bir çok kişinin sevincine ortak oluyor. birçoğunun hazırladığı enterasan postlarda ekran başında gülmekten kırılıyor. kimi zaman insanların neler yapabildiklerine şaşırıyor. bende yapabilirim düşlerine kapılıyor.
Kimi ise yazdıklarıyla , paylaştıklarıyla klavyesinin başına geçtiğinde, belki birçoğumuzu ağlatıyor.

işte benim dayanamadığım bir blog var ki gerçekten her yayınladığı her postta insanı amansız duygulara boğuyor.
öyle ki bazen dayanamıyorum yaşadıklarına. 
o bir anne .
ardında onu cok seven bir eşi ve çocukları olan bir anne. 
bilinçli bir anne. ve malesef ki ülkemizde ve dünyada çok yakınen bildiğimiz duydugumuz gördüğümüz  ve birçoğumuzun yaşama riskinin epey yüksek olduğu bir mücadele içinde.
kanser.
kendisi daha 21 haftalık hamile iken meme kanseri ile yüzleşiyor.
karşı karşıya kaldığı durumu kelimelerle tarif etmek imkansız ve elbet anlamsız.
yaşamadan bilmiyoruz
yaşanıyor ama farketmiyoruz

şimdi onun bütün yaşadıklarını en ince ayrıntısıyla bütün detayları aktardığı bir blogu var.
instagram hesabı var.
var ki bilinçlenelim.
başlattığı kampanyalar, duyurmaya çalıştığı sesi var.
ve ona destek çıkan yanında olan takipçileri.
#1hastalik3melek

teknolojinin tıbbın iletişimin bu kadar geliştiği ve gelişmeye de hızla devam ettiği bu zamanımızda
çok daha yetişkin çok daha bilinçli çok daha bilgili ve farkındalığı kuvvetli kişiler olmak ve öyle çocuklar
öyle nesiller yetiştirmek zorundayız.
bilmek bildirmek destek olmak hepimizin borcu.
hastalıkta ve sağlıkta.

''erken teşhis hayat kurtarır,
moral seni hayatta tutar,

Bunu atlatan bu şavaştan galip çıkan bir çok kadın gibi bende Nuray hanımın ve birçoğunun bu mücadeleden sağlıkla çıkacağına inanıyorum. Rabbim yardımcısı olsun.

'' kanserden korkma, geç kalmaktan kork! - bu hastalık başınıza çorap örmeden kontrollerinizi yaptırın!''


zira öteki türlüsü çok can yakıyor. tıpkı canımın canından bir parçasını hiç tanıyamayışım gibi....

#1hastalik3melek









15 Nisan 2014 Salı

çiçeğiydi çikolatasıydı ; kahvesiydi şerbetiydi,,




uzun mu uzun up uzun bir post ile karşınızdayım.
Nasıl bir hayat koşuşturmacası telaşesi içine düştüm anlatamam
Hani 2014 bana güzel geldi demiştim ya
yine tüm hızıyla devam ediyor işte.
güzelliklerine de getirdiklerine de şükrediyorum..
:*


Geçende bi yazımda bi olayın girişinden bahsedip devamını getirememiştim ya -- burada :) İşte şimdi başlıyorum onu anlatmaya :)

Efendim bu olay bi yüzük operasyonudur. 
Bu tip olaylarda genelde bi kız tarafı bi erkek tarafı olur.
Perşembe akşamından kız istenir, o haftanın pazarında veya bir sonra ki perşembe söz merasimi olur. Bizde kız almak aslında epey zordur, hem her işi ağırdan almayı seven , hemde nazlı mı nazlı bi milletiz Burdur halkı olarak. erkek tarafı önce bi tanışmaya gelir. Sonra bi niyet belli edilir. Sonra kız istemeye gelinir. Sonra ek kahvesi içilmeye gelinir. En son kız verilir ve o gün söz kesilir.
 ama bende hepsi hemencik bi günde olup bitti. dejenere olmuşuz demekki.


İlk önce bugünün sabahından başlayacak olursak,

erkenlerden uyandık Burdurdan İstanbuldan akrabalarımız sabah erkenden gelmeye başladılar . Biz o günün menüsü için geleneksel 'baklava sarma su böreği' üçlüsünü liste başına yazdık. Akabinde kurabiyeler cupcake'ler tahinli muzlu krep rulosu diye liste devam etti.
bu liste devam ederken söz sabahı gelen bütün gelinlerimiz elleri dolu dolu ikramlarla geldi <3
hala düşündükçe duygulanıyorum. Bizde gelinler sevilirde o gün hepsini apayrı bi sevdim :*


sonracığıma sözlenecek olmama hala inanamayan komşularımız koşup geldiler çeşit çeşit ikramlar getirdiler.
velhasılı kelam gün pek güzel başladı hazırlıklar telaşeler derken birden akşam oluverdi.
akşam üzeri yemek için evimize yakın bir restoranla anlaştık. ev ahalisi olarak gruplara bölündük parça parça yemeğini yiyip gelen giyinip kuşanmaya başladı :)
***

Bugün aile büyüklerimizin hepsi dedelerim amcalarım yanımdaydı . Daha önce de şuradaki yazımda  dedemin rahatsızlığından bahsetmiştim. işte o sebeple  maalesef odasından çıkamadı..
 beni önce annemin babası olan dedeciğimden istemişler . ay o da hemen vermiş. ilk göz ağrısıyım ben ya ilk torunum! bi taneyim! 22yılımı onlara adadım hemen verilir mi ya insan derki bugün gidin yarın gelin yarın gidin ertesi gün bir daha gelin. gelin gidin gelin gidin. :D erkek tarafımızda kız istemeye o kadar kalabalık gelip bizi memnun etmişlerdi ki dedemler de yormak istememişmişlermiş.
kabul etmiyorum dedeciğim sizi affetmiciimm.
Uzun lafın kısası bizden 30 küsür kişi onlardan 30 küsür kişi derken 60 kişiyi aşkın misafirimiz olunca erkekler ve bayanlar olarak iki salona dağıldık. Bu sebeple ben beni istediklerine şahit olamadım. Dedeminde beni nasıl verdiğini göremedim haliyle ben olsam veremezdi belki :P
şaka şaka bıkmışlar benden. -.-
neyse bi dedemden aldılar diğer dedem vermez belki ümidi ile onun yanına çıktık. sadece büyükler ve biz.
oyy ellerinden öperim nasıl zor bi durum onun durumu. neyse sadede geleyim o da verdi beni . beni beni bihterini.



***
ve neticede
...geldik kahvelere..

bu aşamada aklımda milyon tane korku vardı ama en büyük bir tane  korkum vardı ki  hala atlattığımı düşündükçe şükrederim:)

acaba hangi büyükten başlasam
allahım nolur düşmeden dağıtabileyim
dur sağdakinden başlıyım ben ya
allahım nolur düşmeden dağıtabileyim
ama şurada bi dedemiz var en büyük o sanırım
allahım nolur düşmeden dağıtabileyim
amaan yanlış kişiden başlasam da olur nolcak
allahım nolur düşmeden dağıtabileyim
dedemizden başlasam sağa doğru devam etsem arkamda bi kaç büyük daha kalacak
sola devam etsem orda da vardı büyükler sanki
hay allah allahım inşallah düşmem ya.

en nihayetinde görev başarıyla tamamlandı!
mission completed!

***-***

Bu aşağıda görmüş olduklarımız ise Söz Hediyelerimiz :)

eskiden sözlerde dağıtılması adet olan söz mendilerimize ismimizin başharflerini işlettik . Erkek için genelde çorap dağıtabiliyor bizde yine anısı kalsın diye damatlıklı anahtarlıkları tercih ettik . Söz kurabiyeleri de artık vazgeçilmezler arasında :) üzerinde ismimizin yazdığı sade ve zarif kurabiyeleri de tam istediğim gibi yapan derya ablacığıma da hem kurabiyeler hemde söz sabahı gelip her işin ucundan tuttuğu için milyon kez teşekkür ederimm :*


ay ne çok konuştum birazda sizleri artık fotoğraflarla başbaşa birakmadan önce son söyleyeceklerimide söyleyeyim ; söz mendil etiketlerimizi çiftli yaptık etiketin altından çıkan kağıtlara da o gününde önemine binaen dualar yazdık. okundukça amin denilsin diye.. Veeee tabi ki gelelim gecemizin en güzel detayınaaa <3

Söz çiçeklerim ve çikolatalarım çiçeğimin vazosu ya çikolatalarımın gondolları hepsine ayrı ayrı mest oldummm aşık oldum <3 şimdi sizi onlarla başbaşa bırakıyorummm :*












Birde Osmanlı zamanında söz kız isteme gibi olaylarda kahvelerden ve yüzüklerden sonra şerbet dağıtılırmış.
Söz şerbeti
Gül reçeli ile yapılan bir tarif bu. O akşamda öyle iyi geldi ki serin serin.
ağzımızın tadı hiç bozulmasın diye bizde söz şerbeti adetlerine uyduk 
kadehlerimizi de gecemize uygun bir şekilde süsledik :)




Sonra yine ilk göz ağrımız ilk gelinlerimizden yengeciğim ve amcacığım  o akşam için o da bana sürpriz olsun diye bize özel söz kurabiyeleri hazırlatmış. onun benden benimde ondan haberim yoktu :) bana çok şık bir sürpriz oldu.


çikolatalarımda çok sevimli değil mi :) :* onlarda buradann ---> mine'nin dünyası







herkes ermiş muradına biz çıkalım kerevetine .. daha yazılacak çizilecek söylenecek öyle çok şey var ki
o kadar çok konum
o kadar çok cevabım
o kadar çok anlatmak istediğim
bağırmak istediğim
susmak istediğim
şeyler var ki

Hayat kısa her şeyin her yaşın her anın tadını çıkarmak lazım. 
Hazır tozpembeyken herşey inşallah hep öyle kalır.

ama hayat tozpembe değilmiş herkes öyle diyor bakalım inşallah sarı olur :D
sarıyı severim
sarı olsun sarı



bu postunda sonuna geldim nihayetinde :) o kadar geç yazdım şu yazıyı öyle ki yarına nişan kıyafeti provam var :D inşallah bi 3 yıl kadar sonra da onun detaylarını yazarım hanımefendilerim beyfendilerim
blogseverlerim


hepinize esenlikler diler dualarınızı beklerim :*





13 Mart 2014 Perşembe

bu kızı hiç böyle görmediniz ! :)

inanır mısınız bilmem ama geçenlerde başımdan bi olay geçti. çok ilginçti  çok tuhaftı çok garipti.

ben bi adamla tanıştım ,
hayalleri umutları olan bi adamla
sonra bi baktım bende umutlanıyorum..
sonracığıma birsürü planlarım vardı baktım hepsi bir bir yıkılıyor
ben yıkılmamış mıydım yahu yıkılacağım kadar
yıkılmamışım demekki
yıkılmadım ayaktayım!


 derken gel zaman git zaman aaa bi baktım bişeyler oluvermiş . hatta olmuş bitmiş :)


çok güzel anlattım bütün olayı işte.



işte bu tuhaf ama gerçek olayın detaylarını dedikodularını sizde merak ediyorsanız :)
!! çok yakında bu blogda sizlerle !! 



 şimdilik bu minnoş detaylarımla keyifli ipuçlarımla sizi başbaşa bırakıyor
umut , sağlık ve esenlikler diliyorumm :*
XOXO
(şımardım ay)

8 Şubat 2014 Cumartesi

bunlar birtakım uydurma laflar



hadi beni yine sev / beni deli deli sev / beni yine yeni yine yeni yine yeni....
yeni yıl // yeni yıl // seeevvvv....
seeeööövv....



Merhabalarr efendimm , efendilerr hanımefendiler beyfendiler :)

şu an hayatın bambaşka boyutuyla karşı karşıya bir haldeyim . toz pembe olduğu söylenilen bana göre uçuk mavi sandığım hayatın aslında nasılda koyu ve mat ve cansız ve solgun ve iç karartıcı olduğunu şu gencecik yaşımda öğrenmiş oldum :) bari sarı olsaydın yaşam şartları..

2014 ! bu  post tamamen sana!  
arkadaşım yeni yıla girdiğimiz günden beri yazacağım yazacağım yazamadım. çok bişey de değil yani
bi hoşgeldin yazacaktım, bide bloggerla neş'e bulmuş eşrafın yeni yılını kutlayıvermekti tek isteyim
kaç dakikamı alırdı ki sanki
bana hiç bitmesin dediğim öyle bi yoğunluk verdin ki
post hazırlayacak vakitlerimi de aldın gittin.

ama iyi ki geldin. çünkü çok güzel geldin şahane geldin misler gibi geldin
mutluluk getirdin başarı getirdin huzur getirdin
tatlı tatlı telaşlar getirdin 
aş getirdin iş getirdin 
bana kendimi deneme şansı verdin ve aslında ne olmak nerde olmak istediğimi gösterdin
hayatıma rengarenk sayfalar açtın
2012yiii 2013 ü de sildin götürdün
arkandan çok atılıp tutuldu belki ama bana sanki uğurlu geldin :)

yalnız tam ressam olmak üzereydim ,, iki fırça darbesi keyfim vardı kii ,,onu bana çok gördün. 
neyse epey yol katetmiştim ama devamını da bi ara getiririm inşallah.

vellhasılı kelam ; laf uzun söz çok , muhabbet bol , lakin vakit yok.
ama bundan gayri çok daha şahane postlarla geleceğim ''36buçukayakkabınumaralıkız'' a

çünkü elimde üstüne epey düşünülmüş , çekimleri pek keyifle yapılmış , hazırlanıp sunulmayı bekleyen konularım var.

özellikle bundan sonra STK sivil toplum kuruluşlarına , sosyal topluluklara kültürel faaliyetlere 
ve dahası bu ve bu gibi vakıflarda derneklerde örgütlerde 
neler olup bittiğine ve bizim bunlarda rol almamızın faydalarına, gerekliliğine 
değinmek boynumun borcudur. ve yine aynı şekilde acayip sosyal bilinci zirve yapmış bloggerlar keşfedip hayranlıkla okuduğum gibi kendi minnoş blogumda da reklamlarını yapmaya and içerim.


Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun!

küçüklerimin gözlerinden 
büyüklerimin ellerinden
akranlarımın yanaklarından
öper,,
esenlikler dilerimm..

25 Aralık 2013 Çarşamba

nefesim,

iyi değilim bunları yazarken, yazım da iyi olmayacak haliyle
kıymetini bilemediğim birçok şeyi dizdim önüme, deliler gibi mutlu olduğum günleri hatırladım, mutluluktan sabahlara kadar uyuyamadığım günleri, ağzımı yüzümü toparlayamayışlarımı..
sonra bunların tam aksi hallerimi, kahroluşlarımı yıkılışlarımı sabahlara kadar ağlamaktan uyuyamayışlarımı
birilerinin bana 'sağlık olsun' dedikleri an geldi aklıma
ne yavan kelimeydi, ne boş ne tuhaf, ne kadar dilimize pelesenk! yaşayıp bilmeden önce..
sağlık olsun da paranın ne kıymeti var, sağlık olsunda yatların katların katların olmasa da olur
yaşamadan bilemiyor insan
para pul malk mülk şan şöhret hepsini bırakın duygular bile yalan oluveriyor sağlık olmayınca, duygular ya! ciğerinde hissediğin şeyler,,,yalan.
son iki haftadır hastane de geçen her saniyem her dakikam bana bunu anlatmak için aktı sanki , çılgınlar gibi sevindiğim şeyler , üzülmekten ölüp bittiğim günler hepsi ne kadar yalanmış ne kadar gereksiz.ve ben yine ne kadar aptalmışım.
***
büyüdüm. her geçen yılımın tatlı acı hatıraları daha da komik gelmeye başladı. çünkü bizim dilimizde büyümek buydu değil mi.
büyüdüm.
dedemin ellerinden tutup onu hayattan, bizden, eşinden, çocuklarından, torunlarından kopartmamak için çırpındığımı gördüğümde kocaman bir kız olmuştum.

gerçi ne kadar büyürsek büyüyelim insan her zaman yanında güç alacağı, başının koyup ağlayacağı,böyle zamanlarda kendine destek olacağı birine muhtaç kalıveriyor. 


benim dedem KOAH* hastası,
 ömründe 30 yıla yakın sigara kullanmış, sonrasında ki bi 30 yıl da da bir daha ağzına dahi sürmemiş, tozu toprağı çok sevmiş benim dedem nerde tozlu işler var o orda olurmuş, gel zaman git zaman ciğerler artık bitip tükenmiş.
son yıllarında bir kere bile derin bir nefes alamadı dedem hep yarım hep zorla. hiç yetmedi ona içine çektiği hava çünkü ciğerlerinin büyük bir kısmı zamanla faliyetini yitirmişti.

artık günümğzde birçok kişi ''astım*'' hastası, hatta birçoğu daha iyimser bir şekilde ''ev tozlarına karşı alerji'' li , kimi amfizemli*, hepsinin elinde cebinde çantasında astım fısfısları
ve hastalıkları ilerledikce gelişen olayları gidişatları kullanılan ilaçları da aynı..
en az 5 yıldır sigara kullanan bir kişi de sağlıklı oldugunu düşünse de 
aslında bir KOAH hastası. 
*
dedem; 
son 5 yılında artık merdiven çıkmakta zorlandı , uzun yol gidemedi

son bir yılında bir basamak dahi çıkamadı . toplamda 3 adım dahi atamadı 
oksijen makinalarını kullanmaya başladı
bir hareket etse anında  tıkanırdı
 ve son bir hatta birkaç ayımız;
gözlerimin önünde hergün boğuluyor hergün nefessiz 24 saatin 24ünü de acı cekerek yaşıyordu
reklamlarda çıkanlara inanamazdım,
şimdi eli elimdeyken astım nöbetleri , krizleri tutuyor
gözlerimin içine her baktığında mahvoluyordum elimden birsey gelmiyor dedem, imtihan.


ve şu son haftamız nöbetlerler tıpkı doğum sancısı gibi sıklaştığında kollarımda defalarca şahadet getirdiğini biliyorum, yüzünde ciğerlerine oksijen üfleyen bir cihaz, ellerimi tutmaya kollarımı sıkmaya mecali yokken ölüyorum ben büşram diyor.

.dedem.
''dedem bu bir kriz geçecek sabret ne olursun sakin ol, elimi tut, yanındayım senin. hiç bırakmayacağım. senin nefesin kesiliyor, söz ben senin nefesin olacağım'' 
gözlerim cihazlardan bir saniye ayıramıyorum : nabız yükseliyor , kandaki karbondioksit oranı artıyor oksijen büyük bir hızla düşüşe geçiyor...
bu krizde bi müddet sonra geciyor biraz olsun rahatlıyor ama hiç birzaman tam nefes alamıyor açılamıyor 
ardından krizler daha da sıklaşıyor

işte koah böyle berbat bir çaresizliğe dönüşüyor biten ciğerlerin tedavi olmuyor elinden hiçbir şey gelmiyor

bunu buraya yazıyorum ama biliyorum ki kimsenin umurunda olmayacak, kimse içtiği bagımlısı olduğu sigarasını, soluduğu havanın kalitesi, yaşadığı koşulları bi durup düşünmeyecek.  çünkü sağlık dilimize pelesenk olmuş bir kelimeden öteye geçemeyecek taa ki elimizden gidene kadar.



sonrasında ne mi oldu? dedem bana ciğerim diyen adam. ciğerinin bir parcası olabilmek için çırpındığım adam, hani bana 'canım' derken neye inanip neye inanmamam gerektiğini anlatan adam, birinin canı ciğeri olmayı bana hissettiren dedem;..
şimdi yoğun bakımda. uzağımda. hepimizden uzakta. günde yalnızca 2 dk görebilme iznimiz var. 
hadi sağlık elden gidiyorda, peki ya asıl götürdükleri...
koah hastalığının son aşaması;
hastanın ciğerleri artık tamamen faliyetini yitirmiştir
artık hastaya oksijen vermek kafi gelmez , karbondioksit i de geri almak gerekir
bunun için hastanın soluk borusuna bir tüp yerleştirilir
ve hasta trakeotomi denilen işleme tabi tutularak boğazı delinir.

kaymak dedem-kaymağım-canım- biz artık  koah hastalığının son evresindeyiz  
seni hep böyle cihazlarla hatılayacağız sanıp bunu dert ediyorsun ya, biz seni hep çocukluğumuzda ki gibi hatılayacağız, bize yaptıgın sabunlu su baloncuklarıyla, ayağımızın altına bakıp çivisi çıkmış bunların diyip falakaya yatırışlarınla, tahtalardan oyuncaklar yapışınla  hatırlayacağız hep, 
bana '' ben sana hiç doyamadım'' deyişin hala kulaklarımda
ve her yemekten sonra sana söz verdiğim gibi doyduktan sonra bir lokma da senin için atıyorum ağzıma..
biliyorum evden dışarı bile çıkmazken, benim için benim mutluluğumu görebilmek için, herşeyden çok yanımda olabilmek için burdurlardan izmite geldin..

rabbim seni başımızdan eksik etmesin, 


sağlık ve esenlik dilerim...

*koah : KOAH-Kronik Obstüktif Akciğer Hastalığı- ilerleyici ve tam olarak geri
dönüşümlü olmayan bir akciğer
hastalığıdır. KOAH havayollarını daraltır, solunumu güçleştirir
*astım : Astım bronş dediğimiz akciğer içi hava yollarının müzmin iltihabi bir hastalığıdır.
*amfizem : akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesi neticesinde bu hava keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılması ve buna bağlı olarak da akciğerlerin esnekliğini kaybetmesiyle oluşan ve solunum yetmezliğine yol açan yaygın bir kronik akciğer rahatsızlığıdır.
.




31 Ekim 2013 Perşembe

Bursa'nın ufak tefek taşlarııı,, Bursaaa'nınn..

 **bu gün bayram! erken kalkın çocuklaaar, Bursa çarşısıı bugun bizi bekleeerrr..


Bursa'nın ufak tefek taşları
Keman olmuş o yarimin kaşları
Bir omuzdan bir omuza saçları

A benim esmer güzelim
Yarimle kol kola gezelim

Meşeli dağlar meşeli
İçinde halı döşeli
Kül oldum aşka düşeli

bu akşamda yine sizlerle yurdumuzdan bir türkümüzle açılışımızı yapalım  efendim,efendiler,hanımefendiler
,
biraz geç olsada 29 ekim Cumhuriyet bayramımızı kutlarım, madem cumhuriyetimiz ilan edilmiş, madem bize de tatil verilmiş, bizde sabah erkenden kalktık Bursa'ya kaçtık. izmit-bursa arası hemen hemen 1bucuk saat bişey. ne zaman Bursa'ya yolumuz düşse orhangazi,osmangazi'yi ziyaret eder, ulucamiye uğrar emirsultana cıkar ve sonra yolumuza devam ederdik. ama bu sefer işimiz başkaydı; planlı ve programlı şekilde dedik ki Bursa çarşılarını talan edeceğiz, kozahan, bakırcılar çarşısı(bakır yok ama tamamen çeyizlik eşyalar), orhangazi çarsısı, gibi ulucami cevresindeki çarsıları dolandık :) gelinlerin neden gelip buradan bohçalarını hediyeliklerini ceyiz esyalarını aldıklarını da anlamış olduk :)


birde bayram münasebeti ile bütün sokaklar kapalı çarşılar bayraklarla donatıldığından gezmek daha bir keyifli olmuştu:)


haliyle en sevdiğimiz çarşısı KozaHan oldu :) burası 1490 yılında Sultan II. Beyazıd tarafından yaptırılmış. o zamandan bu zaman bir çok farklı amaçla kullanılsa da şu an ipekçiler çarşısı olarak hüküm sürmekte :) 
içinde genişçe bir avlusu bulunan bu hanın ikinci katı tamamen ipek ürünlerden şal ve esarpların envayi  türde çeşitlerinin bulunduğu dükkanlardan oluşan bir yer :) 

avluya açılan alt katı ise alışverişten yorulanlara şahane bir çay bahçesi 


avlu bahçenin tam ortasında ise altı şadırvan üstü mescid olarak yapılmış çok sevimli bir yapı bulunmakta 



böyle hanlar hamamlar çokmuş bursa'da ama bizim bi gunde hepsini gezmeye takatimiz kalmadı tabi,
Ulu Camii de aldık soluğumuzu yine, burası Osmanlı döneminin ilk camisiymiş, iç alanı yüzölçümü olarakda
 Selimiye'den ve Sultan Ahmet camisinden daha büyükmüş , ama tavanı alcak ve küçük kubbelerden oluştugu için onlar kadar büyük göstermiyor sanırım kendini,

 tam camiden çıkmıştım ki bi gruba rast geldim hemen takıldım peşlerine, ,insanlar biraz uyuz olmuş olabilir , bu bizim rehberimiz sen bu gruptan değilsin ne işin var diye ama ben yine de sinsi sinsi rehberi dinledim :)
bu caminin 3 kapısı var somuncu baba hikayesinden de bildiğimiz üzre, işte orta kapının sağ tarafına denk gelen yerde kapıdan ikinci pencerenin tam üstündeki kilit taşlarının hikayesini de bu sayede rehberden kapmış oldum, aşağıdaki resimde yuvarlak içine aldığım taşlar :D ben üstteki kemerin kilit taşına odaklandığım için göremedim diye fotografını çekmiştim meğer pencere boşlugunun kilit taşıymış :) herneyse
bu 3 tane taşın üzerlerinde sırası ile yahudi,müslüman ve hristiyan olmak üzre 3 farklı dinin sembolu var,

rehberin anlattığına göre ulu caminin inşaatı sırasında her dinden insanın çalıştıgının ve toplumun farklı dinlerle uyum içerisinde yaşadığını simgeliyormuş zamanın ustaları tarafından düşünülüp koyulmuş, işin bu kısmı çok hoşuma gitti,
 eve gelip bir araştırayım dedim işin aslı neymiş diye, boyumdan büyük rehber amcama inanmadım mı ne yaptım bilmem , benim bulgularıma göre de tadilat sırasında bütçe yetersizliğinden dolayı hristiyan ve yahudi camiasından bir miktar borç tahsis edilmiş ve bunu camiye bu şekilde aktarmışlar diyolla
sanırım yine de kesin bir bilgi yok biz simdilik bu ikisini bilelim bakalım

bu da emir sultan da bir hamam , malum benim bu gelin hamamları çık hışıma gittiğinden bi çekeyim demişim:)
bu arada bursa da cok güzel ipek keseler var, gelin hamamları yapanlar eminim misafirlerine öyle güzel keseleri hediye etmek isteyeceklerdir:)
  
***

 burası da Emir Sultan Camii, bildigimiz üzre Emir sultan peygamber soyundan gelen bir mübarek, içi avlulu camisini hep çok sevmiştim
yine görmeden gitmeyelim dedik


işte bu kapıdan giriyorsunuz içerisi öylesine huzurlu ki, insanın canını acıtan ne varsa sanki orda uçup gidiyor
zamanında medrese eğitimleri de yapılan bu yerde öğrenci olup kitaplar okumayı, uzun uzun düşünmeyi kim istemez ki.

ve Bursanın sokakları;

  

***
Bursa demişken iskender aslında akla gelen ilk şey ama ben postun sonuna bırakmışım nedense, tabi ki buraya gelip iskender yemeden olmaz, ki çok severim:)  burasıda bursanın en meşhur kebapçı iskenderi :)
1867 yılından bu zamana kadar mehmet oğlu iskender dededen itibaren babadan oğula kalmış ve hala devam etmekte olan yeri..

 bu arada burda menü yok , menüde de yalnızca iskender var :D çorba dahi yok :o  aşağıda gördüğünüz önünüze açtıkları serviste de mekanın tarihcesini okuyorsunuz :) keyifli bi tarih bilgisi.. velhasılı kelam mekan bahane  iskender dedenin iskenderi şahane!


bugünlük de bir gezi postunun sonuna gelmiş bulunmaktayım, çok başka amaçlarla gitmiştik bursa'ya aslında ama pek umdugumuz gibi olmadı, bir sabah uyandığımızda cok başka bir dünya ile karşılaşabiliyoruz aslında
o yüzden planlar programlar hayaller bazen yalan oluveriyor

giderken de dip fotoğraf olarak pek sevdiğim momijlerden birini ekliyecegim ; bunlar koleksiyon ürünü oldugu için bu halloween momijisi artık piyasada yokmuş ,  :( 
malum bugün günlerden cadılar bayramı,  ''aman yabancıların bayramı bize ne ! '' diyebilirsiniz lakin çocukluğumda bir zaman o bayrama tanık olmuştum ve çok keyif almıştım o günlerimin anısına ; HappyHalloween!!!



esen kalın..