30 Aralık 2012 Pazar

yine yeni yeniden bir 'yeni yıl'..

                                yeni yıl yeni yıl yeni yıl:)

bir yılı daha geride birakmanın acısı mı demeliyim mutluluğu mu demeliyim bilemedim ama tatlı hüznünü yaşıyorum diyelim :)
hoyratça bir yıl eksittim. hatalar yaptım doğrular yaptım hedefler koydum kimini başardım kimini başaramadım ama arkama dönüp baktığımda cok da muhteşem geçiremedim koskaca bir yılımı.. :( :(  o yüzden yılbaşlarını çok severim.:)  kendime yepyeni hayeller kurarım . kimi zaman ay ay kimi zaman hafta hafta görevler oluştururum kendime. bu görevler hep aralık ayının başından başlayarak not edilir.
ve yılbaşı gecesi yeni listem cıkar meydana. ve yine o gece eskiye şöyle bir bakarım.. hangi hedeflerimi yapabilmişim bu sene kendimi ne kadar geliştirmisim ne kadar mutlu olmusum ne kadar dertli olmusum diye.. ağladıklarıma gülebiliyorsam mutlu olurum..
 ve geri sayımla birlikte hepsini geride bırakırım.
işte 2012 de geride bırakacakların cok oldugu bir liste. o yüzden iple çektim yılbaşını
bamboo ağacımı bile süsledim :)
hemde noel babalı çikolatalarla:)




birde 2013 de yapacaklarıma dair bir liste başlatıp asmıştım tabi bu liste simdi cok daha kabarık:)
ama bu sene yapacagım ilk 4 madde işte orda:
bunlardan ilki zaten bildiğim ebru sanatını evimde devam etmek için alacagım tekne ve malzemeleri için kendimce para biriktirmek.
fransızca öğrenmek ki bunun için ilk adımlarımı attım bile:)
ve tabiki dikiş kursu:) bu da takip ettigim hamarat bloggerlara duydugum özen ama başaracagım:)
işte bunun gibi kendimi geliştirecegim mevzuları diziyorum.
bundan daha da eski notlarıma baktığım da hep ideolojik  akademik ve kariyer manalarında hedefler belirlemişim kendime orta okulda ise hayatımı planlarken üniversite son sınıfa gelene kadar hayatıma kimseyi sokmayacagım ama öğrenim dönemimin son sınıfımda hayat arkadaşımı bulacagım demişim
(bunlar tabi hep babamın beynimi yıkamaları diye tahmin ediyorum) :D

tabiki bulamamışım :) ama iyi ki öğrenim hayatı üniversite son sınıfla sınırlı kalmıyor:) daha yüksegi doktorası masteri Allah uzun ömürler versin:)
**
eskiyi bırakıp hayatımıza 2013le devam ediyoruz işte. yepyeni bir yıl yepyeni bir sayfa her yıl verilen..


 birde yeni yıl için  monabeille  nin düzenlemiş olduğu kartpostallaşma etkinliğine katılmıstım  bana çıkan  shadoweyes  blogger eşime ve kendime hemen 13 ajandası aldım. kartpostalım ile postaladım:)

 

umarım beğenir:) bende dün masamda onun paketini buldum ve cok begendim kendisine de teşekkür ederim:)
  

**

ve son: dip fotograflar olarakta  bir cafenin çam ağacına bırakmış oldugumuz notlar :) 
herkese gönlünden geçenleriyle birlikte iyi seneler :D
 


genelde peçetelere yazılmış notlar ama biz olaya biraz içmimarimizi kattık:) kolajlarda kulandığımız 'kırmızı demir kapı' ve 'çizimlerin üstünde çay' içmek adlı fotograf çıktılarımızla:)) kimileri yılbaşına, kutlamalara, hediyelere, ne kadar kızsa da hicri yılbaşımız var diyip bunu günah gibi görme cahilliğinde bulunsa da biz hediyeleşmenin ve iyi dileklerin duaların sünnet oldugu bir dinin insancıklarıyız. ve böyle günlerin bahanelerimiz olması yanlış karşılanmamalı. sonucta noel babaya inanıp gelmesini beklemiyoruz... tabumuzu monopoly mizi hatta tombalamızı oynuyoruz ve o gece takvim değiştiriyoruz işte bu kadar.. kendimize dair bir isteğimiz olduğunda bunu yeni yıldan değil kimden isteyeceğimizi de iyi biliyoruz.. biz yanlızca elimizde ki sayıları planlıyoruz olur yada olmaz o yılı ya başarıyla tamamlamışızdır ya da tamamlayamamışızdır.. işte bütün mesele bu :D


esenlikler dilerim efendim:)





21 Aralık 2012 Cuma

Saat demişken biz... hangi vakitteyiz.

yıl 1966..
aylardan nisanmış. nisan ayları hep ayrı güzeldir birde eylül'ler. herkesce yılın en sevilen aylarıdır bu ikisi.. başlangıçların ve bitişlerin, dökülmelerin ve yeniden yeşermelerin aylarıdır..  
**

bizim oralarda ve ülkemizin genelinde meshur bir adet vardır. bütün adetlerin gün yüzüne cıktıgı evlenme vaktinde iki genc vardır ve bu genclere alıs veris yapılır.. en cok da geline alınır hersey. damat o dönem ağır başlıdır herşeyin üstesinden gelecek kıvamdadır o güvendedir. gelin ise tam tersi şımarıktır kaprislidir çekilmezdir güvensizdir kırılgandır.
herşeyin kırılma noktasıdır o evre çünkü birazda. 

işte bu da 66 dan kalma bir gelin alışverişi hatırasıdır:)


o zamanlar anneannem 17 dedem 20 yaşında.. bu ikiliyi tanıştırmıslar gencler birbirini beğenmiş konuşmuş anlaşmış. istemeydi sözdü nişandı derken gelmişler gelin alışverişine.. işte gelin hanım bu sevimli siyah rugan cüzdanı da o zaman vitrinde görmüş çok beğenmiş aşık olmuş,) lakin damadın babası çok pahalı diye almamış :( 
önünden geçip gitmişler . damat bey bu duruma çok üzülmüş içerlemiş dertlenmiş düğün masrafları bir kenara başlamış,  başlamış bu cüzdanı alabilmek için para biriktirmeye..  burdur küçük yer öyle eskiden bir modelin seri üretimi de yok .   hergün vitrinden gidecek diye korkar durumuş..

gel zaman git zaman cüzdan şu an bende olduguna göre damat bir sekilde çalışmış didinmiş katmış katıştırmış ve rugan cüzdanı gelin hanımına alabilmiş ki o da böylelikle biricik ilk göz agrıları olan torunlarına bırakabilsin:) not: anneannemin mutluluğundan bahsetmiyorum bile.

 bu da cüzdandan küçük bir notmuş:) 

birde gelin ve damadımız nişanlandıklarında nişan hediyesi olarak damat bey gelinine saat almış. çok güzel bir saatmiş bu  çok da zarif kibar birşeymiş. öyle diyorlar bizde onların yalancısıyız:) nişandan sonra damadımız askere gitmiş istanbullara tam iki yıl sürmüş askerlik.. bu iki yılın ortasında gelin hanım hediye saatini kaybetmesin mi... çok ağlamış saatin ardından çok aranmış.. kimseye de hiç birşey söyleyememiş. 
/gercekten paha kifayesiz kalıyor onun manevi değerini bilince./
 sonra dedem izne gelmiş bir vakit. hemen anlamış gelininin derdini ama hiç birsey dememiş ona. sonra askerliği bitene kadar başlamış yine her gece para sayıp denklik kurmaya.. ve son bir yılın ardından askerden döndüğünde istanbullardan bu saati almış takmış anneannemin koluna yine:)

deri siyah kordon bakır cerceveli kurmalı saat:) hergece bu saati kurmak gibi keyifli bir vazifem var kurmayınca sabah kalktıgınızda saatiniz şaşmış oluyor çünkü:)

işte bunlar bana onlardan kalan en büyük miras en büyük değerlerim hazinem..

**

saat demişken de geçen haftasonu istanbul topkapı sarayındaydım bir kez daha. Dünya da önemli miras olarak sayılan çin heykellerini ve antik eserlerini görmeye gitmiştim güya ama kendimi birden saat koleksiyonunda buldum. 400 e yakın eserin sergilendiği bu saatler arasında türk ustaların elinden çıkmış birçok eserde varmış. osmanlı sarayında kullanılaran saatler ağırlıklı olmak üzere kol saati hariç her türlü saat çeşiti var..  birbirinden güzel muhteşem eserler hepside.. fotograf çekmek yasak oldugu için yasadışı bir iş yaptım ve çektim ama dışarı çıktığımda hiçde yasa dışı olmadıgını farkettim çünkü çekememişim :D 



 sırf merakınızı cezbetsin gidin görün muhakkak diye koydum o resimleri de :) işte beni de o cep saatlerinden bir tanesi benden aldı :( internetten de araştırdım ama bulamadım zatı muhteremi. nasıl bir sevdayla işlemişse artık ustam sedefli desenler morlu yaldızlı kabartmalar dantel süsü veren delik işler.. kapağı ayrı kendisi ayrı nakışlı zinciri bambaşka bir altın örgüsü... tik tak tik tak tik tak.. öyle bir cep saati için neleri vermezdim..
*
şimdi sizi internetten bulduğum bazi parçalarla başbaşa bırakayım da görün:) 


esenlikler  dilerim efendim...










 

acaba bizim vaktimiz nasıl bir zamana doğru işliyor...


8 Aralık 2012 Cumartesi

hani bir ağacın etrafında koşup eğlenen çiftler vardı ya..


bu birazcık yeşil bir post olacak sanırım :) bir haftasonu klasiği olarak çiçeklerimle ilgilendim yine.  çiçekten ziyade bitkilerimle yada yeşilliklerimle desem daha doğru olur sanırım. çünkü hiç biri çiçek açan türden değil..  ve hepsini babam aldı. kah doğum günümde kah sevgililer gününde kah yeni yılda kah projemi basarıyla gectigimde... bi bahaneyle muhakkak çiçek alan bir babam var evet:) ama ben onu defalarca cicekli ciceklerden pek hoşlandıgım konusunda uyarsam da bana hep bitkileri kaktüsleri ve bambooları layık gördü...  

*** 
bu gördüğünüz çift ise aslında kendi yaptığım el emeğim göz nurum kitap ayraçlarım:)
kesmesi boyaması yapıştırması iki dakikamı aldı pek sevimli oldular. ,
sonra ben bu hanım ile karizmatik beyini kullanmaya kıyamayıp dekoratif öge sorumluluğu yükleyerek  bitkilerimin arasına koydum ki zamaneeye mutlu birer çift olarak örnek teşkil etsinler.. ;) hemde eskiden aşk filmlerinde ağaçların arasında koşturup birbirlerini yakalamya çalışan iki aşık gibi süzülsünler:) nihayetinde benimde odam yeşil duvarları ve otsu bitkileyle kendi çapında orman sayılır :)




nesil cok tuhaf bir dalgalanma, insan ilişkileri bilhassa gecmişten günümüze ne kadar cok fark ediyor.  ben hiç ayrılan dede ile babaanne yada şiddetli geçimsizlikten boşanan anneanneler duymadım.  sonra bir nesil geldi birde baktık ki anneler babalar boşanmıslar ayrılmıslar mahkemelikler geçimsizlikler gırla..  ve şimdi bizim neslimiz.. evlenmek biryana daha verdiği sözü tutamayan, söz atan, ilişki yürütemeyen güvensiz bir nesil olmuşuz. insanlar ya birbirlerinin farkında değiller yada kendilerinin. korkarım bizden sonra da ''tekbaşınalıkların'' hakim oldugu bir nesil moda olacak gibi:(.  herkesin yanlızca kendine güvendiği... :( 
*
 ama fakat lakin; benim kitap ayraçlarım ermiş muradına biz çıkalım kerevetine <3
tabi bu ayraçlar aslında aşagıda gördüğünüz okunmak için sıraya dizilmiş kitaplarda kullanılacaklardı lakin hayatın insanı nerelere sürükleyeceği hiç belli olmuyor..


 **

 ve son olarak da dip fotoğrafıma gelecek olursak eklemeden geçemedim.. bu posttaki resimleri çekerken gözüme takıldı da aslında benim telefonum bir melek miş :)) bu kanatları alan kardeşime şükranlarımı borç bilirm:)


esenlikler dilerim..





30 Kasım 2012 Cuma

çayınızın yanına alın : huzurevi sakinleriii :)


huzur da kimmiş neymiş nasılmış niyeymiş derken gecen hafta üniversitemiz bağlantısıyla sosyal sorumluluk projesinin içinde bulduk kendimizi... davet edildiğimiz için minnettar icabet ettiğimiz için mutluyuz.. gönül istedi ki hayat koşuşturmacasını bitirmiş ununu elemiş elegini asmış eh biraz da yaşını başını almış büyüklerimizi ve yoldaşlarını şöyle el ele diz dize bir şömine başında ağırlayalım.. ama 'hayat bu' diyerek kenara  çekildiğimiz durum yaptıgımız yanlışlar bencillikler saygısızlıklar sevgisizlikler bizi en ihtiyacımız oldugunda baş başa oturtmaktansa apayrı köşelere koymayı uygun görüyormuş.. işte biz de bu kenarda ki yanlız kalpleri, yani huzur evi sakinlerini konuk ettik böyle bir mekanda..



 her misafire birer öğrenci olmak üzre dağıldık ve başladık sohbet muhabbete :) antalacak o kadar çok şeyleri var lakin dinleyenleri yok.. her gün birbirilerine anlatıp hayat ezberliyorlar.. bu seferde biz dinleyelim dedik. bir dedik bin ah işittik derinlerden..  70 80 yaşına gelmişler kırılmışlar belli ama hala bağlılar hayata.. benden cok hatta ;) kiminin unutamağı eşi, kiminin ayrılmak zorunda kaldıgı cocukları, kiminin çaresiz yanlızlıkları kiminin cok büyük acıları, kimininse keyfi keyif halleri vardı:) hele bir amcam vardı ki 20 yıl önce ayrılmış karısından daha yeni boşanma davası acmışlar.. hakkı olan evi alır almaz satıp parasıyla kendine profosyonel fotograf makinası alıp çekimler yapacagını anlatırken bir yandan da eşinden nefretle bahsediyordu sonra iki dakika geçiyor ve o cümleler dökülüyordu ağzından.. :
 'ben onu çok sevmiştim be kızım!'
nerden bilebilirdi ki böylesine onsuz kalacağını..
ama hakkı olan evi alacaktı netice de şimdilik bunun hayali kafiydi ona:)

ne mutsuz bir post yazdım böyle:(
aslında çok da eğlendik.. onlar nasılda tatlılardı cocuk gibiydiler gercektende biz hepsinden ayrı ayrı dersimizi alıp gönüllerini yaptıktan sonra saz esliğinde sarkılar söyledik oyunlar oynadık.. hatta oynadılar :)





velhasılı kelam gitmek ve bir el öpmek gerek.. dinlemek gerek onları.
 anlamak kimi zaman. küçük küçük hediyelerde götürmek gerek çünkü ihtiyacları olan şey 'düşünüldüklerini bilmek' 

****

yaşlanmasına şaşırdıgım emekli bir koministin seminerine katıldım bu akşam. Engin Noyan :)
üçüncü dinleyişimdi bu. her defasında daha yaşlı görüp şaşırsamda konusmaya ve o mimiklerini konusturmaya başlayınca ne kadar genç olduğunu anlıyorum:) 

yine epey güldürdü lakin konusu derindi..  ilahi protokolde 3.sırada ki adamdır dedi 'mümin'. ashab-ı kiram'ın kıskandıgı 'kardeş' sıfatında ki ümmeti anlattı. bizi.. sonra yaşlı genc siyah beyaz o cemaat bu tarikaat şu kafa bu kafa demeden nasıl kardeş olunacagını.. birde gönlü peygamber kardesliğindeki eşleri... o eşleri anlattı.. konusması bitince bir çekiliş düzenlendi.. çekilişte cıkan iki kişi de evli bir çift çıkmasın mı.. kaç kişilik  salonda ikisine cıkması büyük tesadüf:)  yine esprili bir havayla ama 'siz kardestiniz evlenemezsiniz' diyerek de konuyu bağladı..
alttaki resim de bana çıkmayan şanssız sayı :(


efendim son olarak da dip fotograflarıma gelecek olursak, geçenlerde mini mini birlerin resim sergilerini şöyle bir turlamıstım da gözüme takılanlar oldu 2 soruyu sormadan geçemedim kendime.. 
   1) nereye gidiyor bu gençlik?
   2) ne olacak bu ülkenin hali? 

                   :)  
 burası soğuk soğuk odalar yoksun neye yarar. /adlı çalışma ile/..tepesi atmış yavrucak


 oy uğraşmış bir de yavrucaklar:) esenlikler dilerim efendim..



19 Kasım 2012 Pazartesi

Burada Pazar Pazar Kendi çaplarında Piknik Yapanlar Var!

evet evet pazar deyince piknik ile bütünleşmiş düşünceler çoktur..  benim de eskiden öyleydi. o zamanlar şehir merkezindeydik ve her pazar yeşillik görelim koklayalım dokunalım keyiflenelim diye küçük piknikler yapardık. sonra sessiz sakin huzurlu bir yere taşındık cok sükür ufak bir bahçe yeşilliğimiz bize yeter oldu.. biz de piknikleri eskisi kadar sık yapmamaya başladık.

neyse kendimize pek sağlıklı meyve salatası yaptık kaplarımıza koyduk:) 

 elmamızı da elimizde yedik:)
 

  birde ben küçükkene Cumhuriyet cocuk parkı vardı Kocaeli de :) atlı karıncası vardı birde her haftasonu muhakkak gider binerdim eh o zman bir evin bir kızıyım tabi. kim derdi ki peşimden 3 tane daha gelicek =7  
 gel zaman git zaman büşra 20 yaşına gelince bir kardeşi daha olmuş. o biraz ''kardeş'' gibi olmuyor o zman. tabi hal böyle olunca onu alıp parklara pikniklere götürme işi de bana kalmış:)

 ama biz küçümen hanımla pek iyi anlaşıyoruz. hele bu aralar sanki ondan başka birşeyim yokmuş gibi davranıyorum hayatta.. seni çalışıp ben okutacağım gibi sözler falan verir oldum. kızım gibi. kızım hatta o benim .) haberi ilk öğrendigimde ne kadar kabullenemesem de şimdi iyi ki var. ben onu parklara bağlara bahçelere götürmeyeyim de kimi götüreyim <3


***


**giderkende dip fotograflarıma huzurun bir resmini koyup gideyim. ^mutluluk^ gerçekten ilginç bir olgu bence. hayatta 'eksik'leriniz ne kadar 'büyük' ne kadar 'derin' ne kadar çok olursa olsun ufacık minicik şeyler, hatta belki bir ufuk çizgisi, bir rüzgarın yumuşak dokunuşu bu hayattan lezzet alıp mutlu olmaya kafi :) mutlu olmayı biliyorsak tabi..


 
**
    ben her sabah böyle bir yolu inip otobüs durağıma ulaştığım için mutluyum <3
bu kare benim için hep şükür tablosu:)

esenlikler dilerim:)


bebeklerim için ''iyi ki''lerim.. #vol1

    başlık sanki biraz romantik oldu ama konu aslında pek öyle sayılmaz :) bebeklerim zaten benim         iyikilerim de ben burada onlar...