28 Eylül 2012 Cuma

lastik mi papuçlar..

yıllar geçmiş ve gelmişiz 2012 ye hala sobada yemek pişiyor seradan domates fasulye toplanıyor cevizler olmuş toplanmış haliyle kurutulmaya bırakılıyor..  iki de lastik papuc var bir kütüğün üstünde ayrı düşmüş birbirine bakıyor..

gölcükte bir köye çıktık bu seferde pek hoş detaylar, çok renkli dokular, sıcak sıcak insanlar tanıdık. tarih kokan evlere daldık.. bu yıl bir ders aldık ki başlara bela evlere şenlik:)



köy köy gezindik tozunduk rölövesi ölçüsü alınacak ev aradık durduk. kimisi hisseli cıktı sahibi almanyalara kaçtı.. kimisinde deli kadın yaşardı kızları kocaya kaçtı..(üstteki 3 katlı evin kızları evet)
kimisinin penceresi yok kalbi kırık kimsinin kapısı kapanmış asla açılmayacak.
hepsi yeniliklere kapatmış kendini. sanki biz gelmeden anlamışlar gibi.. restorasyon değil amacımız proje yanlızca not desekde dinletemedik sokaklara bahçelere.. ama yılmadık dolandık durduk. o mu olsun bu mu olsun kapı kapı gezerken ne yaşanmışlıklara dokunduk kimbilir..  derken yolumuzuma bir harabe çıktı..

 o harabenin konuşan bir yüreği bir tavanı vardı. eski görkemini gençliğini güzelliğini o salınıp duran işveli kız hallerini anlatan bir yapısı vardı. belki bir aşkı vardı... şimdi yalnız tek başına ve  yaşlanmış. ama yüreğinde değişmemiş aynı güzellik. 


derken bir de ne görelim hayatları yaşayışları bakış açılarıyla o köyü temsil eden bir aile ve onların lezziz gözleme evinin afişi..  gördük geçtik tabii :) hiç aklımıza gelmedi köy küçük birkaç adımlama sonrasında önünden geçecegiz ve gözlemeleri yapan ellerin sahibi bizi çağıracak..



  sarmaşık gözleme evi :) tarihi eser kıvamında bir ev hatta tescilli. her yanı sarmaşıklar şarmış içinde 6 kişil bir ailenin 3 ferdi yaşıyor. diğer 3 ü evli barklı.. evin bir oglu var lise cocugu, geçerken bizimle muhabbet eden babasının başını kaşıyıp karıştırıp geçiyor. laf arasında babasının 'ben cocuklarımla arkadas gibiyim' cümlesini ıspatlar gibi hal hatır sorup geçiyor:) ne güzel.. saygı da göreceli sevgi de herkes birbaşka. bu ev onların hem barınağı hem ekmek kapıları olmuş evin arkasında doğal domateslerin fasulyelerin ıspanagın patatesin yetiştiği birde seraları var. gözlemenın yanına doğranan domateslerde daha dalından yeni kopmuş mis gibi kokuluydu. :) hani olurda yolunuz gölcük saraylı köyüne düşerse diye söylüyorum.. ;) aklımızda fikrimizde bulunsun bir kenarda köşede..

dip fotografımı da koyup gideyim birkaç ahbap edindim kendime bag bahce gezerken : bu köyün delikanlısı, delikanlının karısı, baldızı.. :)






                                                                                        esenlikle kalalım..



23 Eylül 2012 Pazar

gökdelenleri dikmişler adına SİNGAPORE demişler:)



Birde Singapuru gördük şu kısa ömrümüzde ama görmesek daha mi iyidi bilmem :) bende bir kıskançlık bir haset bir kin ve minimum kötü huylar işte kabardı da kabardı :) neyse Singapura yolu düşen bilir düşmeyen de bilsin ki insanların yaşam standartları, gelir düzeyleri, ve tabi ki gökdelenleri epeyce yüksek. adamlar yemiyor içmiyor hatta konuşmuyor sürekli çalışıyorlar. gezdiğiniz sokaklarda boş bir insan görme olasılığınız cok düşük herkeste birer 'akıllı aygıt'  durmadan çalışıp okuyorlar. 

bu arada okuma oranının da cok cok yüksek olduğu belirmişmiydim. yollarda parklarda bahcelerde metrolarda insanlar okuyor. iki çift kelam eden görmedim ilginçtir :) biz Türkler olarak gayet dedikodunun dibine vurmustuk oysaki :) ama insanları bizi gerçekten kendilerine hayran bıraktı.. 
  
biz singapur sokaklarında o meshur kayık tipli mimarisini hiç beğenmediğim otele doğru geze geze giderken saat 5bucuk 6 sularında birden etrafımızda koşan insanlar belirmeye başladı. derken bu insanlar arttı da arttı . büyük küçük genç yaşlı demeden insanlar spor kıyafetleriyle hazır bi şekilde koşma modunda etrafımızdalardı. ilkden tuhaf gelse de giderek alıştık ve insanların spor anlayışlarına düzenlerine ciddiyetlerine bir kez daha hayran olduk. bakalım kim nefes nefese kalıp bi kenara çökecek diye sinsi sinsi iz de sürdük ama nafile. bileklerinde kaloriölçer ile durmaksızın koştular. bakın yürümek değil koşmak. ben evden bakkala koşsam (200m) ekmeği alacak halim kalmaz. kulaktan dolma bir bilgiye göre de insanların düzenleri aslında iş yerlerinde 4 4lük kurulmuş öyle ki mesaiden sonra spora cıkmak için hazırlanacakları yerler duşlar saunalar havuzlar spor komplexleri bu gökdelenlerde mevcut. hatta alışveriş merkezlerinde eşlerini beklemekten canı sıkılan erkeklerin kullandıkları zaman geçirmeleri için yapılan havuzları bile var :) daha ne olsun beyler bayanlar :)


 
cok değişik olan mimarı yapıtlarının yanı sıra sevimli ve daha bilindik bizden mekanlara da modern bir tat katmayı cok iyi başarmışlar bu ülkede. 
ama gökdelenleri ve görsel bahçeleri de ayrı konuşuyor orası da başka :)
 Singapur sokaklarında gezerken böööylee kafanız hep yukarıları bakarak gezmekten azbuçuk tutulabiliyorsunuz. otelinize gelip o boyun ağrısıyla yastığa baş koyunca o görkemli binaları hayal edip  'vay be! adamlar nasıl binalar dikmiş öyle' diyerek hayretler içinde uykuya dalarken ağrıyı düşünecek hal pek kalmıyor:) evet tasarımın dillerden düşmediği bu çağda ben burdan burdaki tasarımlardan ve tasarım anlayışından etkilendim. :)
 burası da etrafında gezeceğiniz göl boyu heryerden görülen ilginç bir  tasarım. bir müze. bilimsel araştırmalar müzesi..
 ve tabi yolun solu Singapur da sizi bu otele bırakıyor. biz burda konaklamadık tabi ama bundan bir yıl önce internet araştırmaları sırasında görüp yine hayran kaldıgım bir binaydı. tabi 3 şık gökdelenın tepesine kayık kondurmaları hiçbirimizin hoşuna gitmesede o kayıkta bir havuz var adı üstünde 'sonsuzluk havuzu'. kenarı cam ile cevrili ve yüzerken havada uçuyormussunuz hissini veren bir havuz. ve singapurun kanatlarınızın altında olduğunu düşlemek :)




bence rüya gibi :) otelin adı Marina Bay Sands ve dünyanın en pahalı oteli diyolla:) biz kalmadık gezindik.) oteli şöyle bir yakından izleyince herkes e o kayık biraz batıyor ama asıl düşündüren tasarım değil , o hareketli yüklerin, börtü böcek ağaç ve çiçeğin topraklarının, havuzun litrelerce suyunun ve benzeri yüklerin nasıl taşııtıldığı.. işte bu mühendislik.. 
**
otelin içine hemen dalıyorsunuz dünyaca ünlü markaların arasında gezinerek otelin arka tarafına doğru yol alıyor, otelden cıkısta bi köprü ile karşıya geçiyorsunuz. eğer akşam vaktindeyseniz işte sizi aşağıda gördüğümüz rengarenk aydınlatmalarla bezenmiş Singapur un simgesi olarak hayata geçirilmiş suni bir orman bekliyor :)

 ve sabahın erken vakitlerinde sıraya girdiyseniz, bu dönme dolap restoranında 1 saat lik yemeğinize muhteşem manzaralar eşlik edecektir.. :)
**
arka bahçede yolculuğunuzu bitirip akşam tekrar o otelin ön bahçesine doğru gecerseniz sizi göl üstünde su fışkırtarak bir perde oluşturup üstüne tanıtım filmi yansıttıkları bir görsel şölen bekliyor olacak :D 

*kırmızı şortlu bayanın o kadar uyarıya ragmen bi kenara oturmayıp onca kişinin fotoğrafında yer almaktan çok mutlu olarak ordan ayrıldığını  tahmin ediyoruz :)*

arkada ışıl ışıl gökdelenler önde rengarenk ışıklar ve oturanların üstlerine doğru gelen boloncuk püskürtmesiyle muhteşem bir akşam yaşadık.. babam her ne kadar hepsini doğum günüm için organize ettiğini söylesede aslında haftanın her günü akşam oluca 2 şer veya 3 er seans olarak gösterilmekte bu şov :) tabi benm doğum günü hediyem zaten singapura gitmekti o ayrı:)
sizde giderseniz sakın kaçırmayın:)


son olarak da *dipfotoğraflarla kapatışımı yapıyorum:

 herşeyin insanların yerine düşünüldüğü bu küçük ama pek gelişmiş ülkede oturabileceğiniz yerler heryerde olduğu gibi belliyken 'oturulmaması' gereken yerlerde hoş bir tasarımsal mizahla gayet güzel anlatılmış:) bekleme yapmıyoruz sizin için fotoğraflayıp geçiyoruz:)

işte Singapur da böyle efendim.. 

                                                                  esenlikler dilerim:)



12 Eylül 2012 Çarşamba

çilek çikolatayı sever... bizde onları severiz

 yaza elveda partileri başlasın çünkü ben montumu çizmemi pek özledim :) 
 bir de kış olur üşürüm dondurmayı cok özlerim.) kendimi bildim bileli memlekete gider yaz olsun kış olsun hiç farketmez 'meshur Kayımoğlu dondurmacısından dondurma yerdik :) küçüklüğümde dedem olurda bizi dondurma yemeye götüremezse muhakkak eve getirir getiremezse bütün bir yıl ve ya bir daha ki bayram Burdur a  (memleketm) gidene kadar ahlanıp vahlanıp dururdu.  :) küçükken kayım amca dediğimiz dondurmacı bize çay tabagında verirdi dondurmayı ki uyuz olurdum.. 


işte o çaybardağı hani hepimizin de mutlaka muhattap olduğu :)  gel zman git zman ne zaman ki büyüdük artık dondurma kaselerinde yemeğe başladık ben helva arası dondurma bağımlısı oldum :) yapılacak birşey yok.)   en son bu yaz dedemleri ziyaret ettiğimde her zamanki gibi anneannemle dedem  bir kase sade dondurmalarını aldılar üstüne çamfıstıgı ektirdiler bende helva arası dondurmamı aldım mutluyduk bu senede :)


derken zaman hızlı geçti ve Başiskele sahiline bir kafe actılar. Naila CAFE:) sahil düzenlemeleri yeşil alan çalışmaları derken muhtesem bir kıyı yolumuz oldu.) bu seferde yakın arkadaşım bir gün bir günah işledi ve bana burda bildiginiz algida dondurması ısmarladı. ama açık dondurmalardan. o gün bugundür ben çilekli kakoolu karadutluyu sever oldum, o karamelli kakaolu çilekliyi :) e onlarda bizi pek sevdi.
 

 eskiden dertleşmenin adı kahve dünyasıyken, şimdi 4 top dondurma oldu tatlı tatlı dertli dertli denizli kumlu güneşli.. :)


hoşçakal sıcacık yaz bu sene benim için şantiye stajıydı Malezya ydı tatildi derken çok hızllı geçtin seni hep özlüyorum bil, birde dondurmalarını, birde acımadan cildimi yaktığın için güneş kremlerimin kokusunu... hepinizi özleyeceğim :) 
                                                      
                                                                                          esen kalalım cümleten..





8 Eylül 2012 Cumartesi

metal çeliğin mütemadi huzuru..

   
''masjid TUANKU MİZAN'' 


uzun zamandır aklımı fikrimi cami mimarisine cok fazla baglamıştım. hep İstanbul Çamlıca da ki cami yarışması yüzündendi bunlar. internetten dergilerden nerde görsem cami incelemesi yapıyordum ki Malezya benim için bulunmaz bir nimet oldu. çeşit çeşit camileriyle bir birinden farklı tasarımları ve farklı kültürleriyle beni bambaşka yönlere çekti. benim için 'cami mimarisi' demek kubbe-minareden cok içinde buldugum 'huzur'du. ve bence bir mimarın bana vermesi gereken de buydu.
:) 





işte bu malezya da hani cok sevdiğim putrajaya şehrinde bir cami yapmışlar :) görünce baya soğuk geliyor size cünkü çelik konstüksiyon kullanılmış.. böyle buz gibi. ama bir o kadar ferah bi o kadar Allah a yakın :) 4 bir yanı açık bu caminin etrafını derinliği 50 cm olan havuz la dönmüşler. bütün soğutma işini bu havuzlar yüklenmiş. heryer seramik döşeli pırıl pırıl. birtek namaz kılınan alana halı atmışlar gibi..  ve camini dört bir yanını dönen havuz:

  
 caminin kenarlarını dönen havuz aşağıya doğru taşıyor ve dış mekana görsel sağlıyor :)

 bu aşagıda gördüğümüz fotograflar ise caminin şadırvanı abdesthanesi.


ve havalandırma kapakları dahi dış cephe ile bir bütünlük içinde.. :)


 camide herşey düşünülmüş çok geniş bir alana yapılmış şadırvan ve tuvaletleri tasarımda unutulmamış. bunlar caminin alt katına konumlandırılmış ve üst kata geçiş tıpkı alışveriş merkezlerinde ki gibi yürüyen merdivenlerle yapılmış.  :)

caminin içinde dış hat kolonlarla sarılmış ve üzerlerine çelik tonozlar koyulmuş. bence çok da şık olmuş :)
son olarakta katlanmış plak havasında bir kubbe yapıp zirveye Allah lafsını yerleştirmişler ve bitmiş :)

tabii böyle de kalmamış dışına da yemyeşil bir peysaj yapmışlar. grilere inat çıkışında cok sıcak ama acık renkler kullanmışlar. yine tonoz sistemiyle giriş yapıp her bir tonoz  üstüne Allahın 99 ismini yazmışlar :) abartısız ve zarif .. olması gerektiği kadar da mütevazı. :)


bu arada caminin dört bir yanı acık demiştik o üç bir yanı açık olacaktı :) ve bu acıklıklardan sızan güneş ve oluşturulan gölgede cok iyi hesaba katılmış olacakki şimdi altta göreceğimiz fotograflarda olan metal perdeler oluşturulmuş.

 ışıgı akustiği ısıtma ve soğutması cok iyi düşünülmüş bu camiyi biz çok sevdik. ben fotograflardan hazzetmediğimi farkettim ki tekrar tekrar gidesim geldi muhakkak görülmesi gereken yerlernden biri daha :D hatta benim için zirveye oturmuş bir camidir kendisi 'masjid TTUANKU MİZAN' :)  
dilerim tekrar giderim:) 
alttaki görsellerde internetten bulmuş olduklarım .
  ve caminin tasarım aşamasında ki 3boyutlu render görselleri :

***
ayrılırken birde 'dip fotograf düşeyim ; Malezya da camilere açık kıyafetlerle girilmesi yasakmış. burda kapıda yabancılar veya acık olanlara ziyaret için verilen ilginç de bir elbise  var :)


bir dipnot daha; Çamlıcada cami yarışması hazırlanan ben değil pek sevdigim bir mimardı.. 
ben içmimarlığı daha cazip buldugumdan son sınıfında okumaktayım.. :)
                                                                                           
esen kalalım :)

bebeklerim için ''iyi ki''lerim.. #vol2

ek gıda araç gereçlerimiz ; herkese yeniden tekrardan bir kez daha merhaba :)  bu gün bebeklerim için meşhuuurr ek gıdaya geç...