20 Ekim 2012 Cumartesi

içiyoruzz GÜZELLEŞİYORUZ :)..


çaya deniz kattık pek ala oldu..
sanırım geleneksel vazgeçilmez 10numara 5 yıldız içeceklerimizden çay her türlü derde deva. acının yanına tatlının yanına, sıcakta rehavet almaya,  soğukta elini ısıtmaya,  yemekten önce veya sonra,  en luks mekanlardan en köşe lokantalara, hem tek basına hem arkadaşlarla.. heryere isimini kazımıs dergilere kapak olmuş, dilden dile konuşulmuş kabul görmüş 7den 70e vazgeçilmez olmuş fiyatları yurt genelinde epey oynama göstermiş nacizene içeceğimiz:) 
ve bu aşağıdaki de annemin çeyizinden kalma çay takımının son parçası.. ailenin en büyük cocuğu,kızı, ablası, ilkgöz ağrısı olmamdan dolayı bu kristal parçayla çay içme keyfi tamamen bana ait:)

(bu plastik altlıkları da 80lerden muhakkak bilirsiniz)
**
bu aşağıda gördüğünüz içecek de ''apple pasifick!'' tam bana göre bir tat :) aslında çok doğal soğuk bir içecek.. yeşil hafif eksimsi elmaları /ki benm en sevdiklerimdir/ blenderdan geçirip püre haline getiriyorlar ve el yapımı taze limonatayla karıştırıyorlar olay bu kadar basit... ama taaa ki içine elma şurubu koyulana kadar. işte bu içeceğe bu sevimli pastel yeşil rengini veren birazda aromasını tatlandıran o şurup.. olmasa olur muydu.. belki..

 naneli limonataya bayılırımmmmm..
*
 elmalı çay da ekler pastaların yanına hiç mi hiç yakışmıyormuş bilesiniz.=/ ama elmalı çay candır:)
***
bir de kahvemiz var tabi efendime söyliyim üç vakitlik olaylarımız, baş harflerimiz, uzun yollarımız, kabarmış içlerimiz, hüzün oturmuş karnımız, uzun yoldan gelecek atlılarımız yani kısacası tadından yenmeyen fallarımız da fallarımız:) tabi fala inanmıyoruz lakin falsız da kalmıyoruz. bakıyoruz benzetiyoruz gülüşüp kıkırdaşıp unutuyoruz..
  kahveyi köpüklü yapmak ile kahve telvesini okuyabilmek büyük meziyettir efendim:)


 bu da kahvemizin yanında gelen su bardağı  'gelin' olmuş sanki mübarek.
*
ama bazen de süt içmek gerek hemde muzlu ki bu coknadir içebbildiğim bir kutu süt çünkü eve yeni sağılmış taze süt gelir kaynatılır kaymak tutar kaymagı alınır süzülür öyle içilir. bu kutu sütler neymiş efendim süt tozuymuş katkıymış.. olsun o da olsun bu da olsun
 birde şalgamımız var ya bizim ayılıp bayıldığım ama şu kadar fıçıkık içi dolu turşucuk bardağı ancak içebildiğimm..
 
*
ve son olarak da coffee viennese benim için önemi anlamı tadı kokusu çok özeldir. uzun süre üstüne uğraştığım deneyip bir türlü yapamadığım bütün videolardan yapılışını izleyip kahve filtresi ve makinesini almak çeyizime de koymak için para biriktirdiğim  mühim bir içeceğim.. idi. adındanda anlaşılacağı üzere bir tür Viyana kahvesidir.. bir zamanlar bir hayalim de gidip yerinde içmekti eğer sizde giderseniz geleneksel kafelerinin vazgeçilmez içeceğiymiş. sakın kaçırmayın!! der işi abartırım:) tabi abartılacak bir yanı yok alsında bildiğimiz Espresso'nun bir miktar krema ve biraz çikolata ile karıştırılıp mıtteşem kıvamda tatlandırılmış halidir kendisi.. vanilya aroması da isterseniz şahane oluyor şahane :D




  işte arasıra bazı bazı içiyoruz böyle güzellşiyoruz .. :)  belki ömrümde bu kahveyi yapamayacağım belki de bir daha içemeyeceğim ama güzel çay demlerim ve çaya beklerim efendim...

esenlikler de dilerimm:)


10 Ekim 2012 Çarşamba

kimseler duymasın İstanbul seni..


dersler yoğunlarşır işler yoğunlaşır yapılacak birikir derken bir bakmıssın hoca bir günümü boşaltmış git gez bakalım sana benden musade demiş de ben mi gezmemişim. hemen istanbul a kanatlanıp çok da güzel uçmuşum.. :)

 coklukların içinde istanbulu aradım bu sefer. herşey o kadar cok o kadar bol ki, insanı, arabası, trafiği, mavisi, yeşili, tarihi, moderni, zengini, fakiri,  aşığı ayrılmışı, acısı tatlısı, baklavası kebabı.... herşey bol istanbul da. ama bunca tezatlar cokluğunda az olan kıymetli oluyor haliyle.. tıpkı haliçte ki balıkçı koltugu gibi hemen sevdiriyor kendini:)

 gezmelere devam.

istanbulda yaşamayanlar için dolu dolu geçirilmiş bir günün hazzını hiç bir sey veremez heralde. nede olsa trafikte bi yere yetişmeye çalışmıyorum. dar sokaklarından arnavut kaldırımlarından koşarak geçmiyorum, vapurda alelacele gazete karıştırmıyorum, telaşlı insanlar görmüyorum.. aksine. ben istanbulda yeni nesli yeni çağı yaşamıyorum. arnavut taşlarına basarken bir elimle etegimin bir ucunu tutup bir elimle semsiyemi döndüreyim istiyorum.. vapurda hemen gözüme bir yalı iliştirip orda yaşadığımı hayal ediyorum. deniz kenarlarında bir elinde köstekli saati bastonu bir elinde mor fistanlı sevdiceğini tutan kaytam bıyıklı katibimleri istiyorum..  kısaca ben istanbulun modern tadını değil tarihi dokusunu yaşıyorum. ve dönüyorum :)  dönerken üsküdardan hareme faytonla geciyorum tabii.. katibiminde setresi uzundu bu arada..



 istiklalden emin adımlarla gideceği istikamete hızla ilerleyenler asağıda ki detayları, yavaştan süzenler ise üsteki detayları görürler:)


bir de lisede kendinize sizi ve istanbul'u pek iyi bilen bir dost ayarlamışsanız vaktiyle her adımınızda sizi benim istanbuluma götürür gezdirir işte.. :) 

önce beşiktaş ta yıllardan kalma daha kapısı penceresi masası müessesesi değişmemiş bir balkaymakçıya götürür..



 burası çok eski bir kahvaltı dükkanı :) sahipleri  pek yaşlı güleç suratlı bir çift. sütleri kaymakları taptaze günlük.. kendi inekleri de var.  eskilerden kalma mavi ahşap ayaklı mermer tablalı masaları samimi küçücük bir dükkan. küçük oldugu kadar da meshur. zamanında boy boy gazetelenmiş. öyle ki newyork times bile değinmiş buraya.

kahvaltımızı yapıp tıka basa doyduktan sonra evdekiler içinde meshur kaymaktan alıp yolumuza devam ettik. bu arada kaymaktan nefret edip kahvaltıda bal ı agzıma sürmezdim. fakat inanıyorum ki zaman değişiyor.insan bazı güzellikleri sonradan tadıp hastası olabiliyor gibi de bir önemli not çakayım ;) 

eski istanbul, eski üsküdarli hanımefendi ve katibi, eski parçalar, eski mekanlar derken, cok da eski olmayıp ama o tadı yaşatan ve bir de Aşk ı anlatan müzeye doğru bir gidelim dedik:) 'masumiyet müzesi'
okuyanlar bilir Orhan Pamuk un nobel ödüllü kaleminden Kemal bey ve aşkı Füsun u anlatan bir kitabın müzeye dönüştürülmüş hali.
okumayanlar hemencik okusun arkasından hemen müzeye koşsun.

 içeride fotograf cekmeyi yasaklamışlar =/ halbuki öyle hoş detaylar vardı ki.. 
hiç bu kadar güzel bir müze oldugunu tahmin edememiştim. yabancıların ilgisi cok fazla. kitap zaten birsürü dile cevrilmiş. bizden cok kıymet biliyorlar sanki. hayır efendim bilemezler. yeri bulunması zor bir mahallede. sanırım 7 8 kişiye sorup ancak bulabildik. çukurcumanın karısık sokaklarında yokuşlarında indik cıktık. ilkten kemal beyi pek sevmeyip müze dolayısıyla füsunu kıskandıgım içün müzeden pek zevk alacagımı sanmıyırdum. ama tam tersine bayıldım. herturlu ince ayrıntıyı koymuslar kitaptan kesitlerle birlikte..
velhasılı kelam müze güzeldi istanbul güzel:)

ayrılırken birde Dip fotograf eklemeden geçmeyeyim. ilerde sevdigim adamla olur da evlenirsem kınamı ve nişanı mı eski istanbul konseptinde(!)** yapıp (tabi katibime fes taktırabileceksem).. evimin kapısını da aşağıda görmüş oldugunuz mavi ahşaptan yaptırmak gönlümün arzusudur efendim. :)

**konsept kelimesini hiç sevmem. 
 esenlikler dilerim.. :)


bebeklerim için ''iyi ki''lerim.. #vol2

ek gıda araç gereçlerimiz ; herkese yeniden tekrardan bir kez daha merhaba :)  bu gün bebeklerim için meşhuuurr ek gıdaya geç...