25 Aralık 2013 Çarşamba

nefesim,

iyi değilim bunları yazarken, yazım da iyi olmayacak haliyle
kıymetini bilemediğim birçok şeyi dizdim önüme, deliler gibi mutlu olduğum günleri hatırladım, mutluluktan sabahlara kadar uyuyamadığım günleri, ağzımı yüzümü toparlayamayışlarımı..
sonra bunların tam aksi hallerimi, kahroluşlarımı yıkılışlarımı sabahlara kadar ağlamaktan uyuyamayışlarımı
birilerinin bana 'sağlık olsun' dedikleri an geldi aklıma
ne yavan kelimeydi, ne boş ne tuhaf, ne kadar dilimize pelesenk! yaşayıp bilmeden önce..
sağlık olsun da paranın ne kıymeti var, sağlık olsunda yatların katların katların olmasa da olur
yaşamadan bilemiyor insan
para pul malk mülk şan şöhret hepsini bırakın duygular bile yalan oluveriyor sağlık olmayınca, duygular ya! ciğerinde hissediğin şeyler,,,yalan.
son iki haftadır hastane de geçen her saniyem her dakikam bana bunu anlatmak için aktı sanki , çılgınlar gibi sevindiğim şeyler , üzülmekten ölüp bittiğim günler hepsi ne kadar yalanmış ne kadar gereksiz.ve ben yine ne kadar aptalmışım.
***
büyüdüm. her geçen yılımın tatlı acı hatıraları daha da komik gelmeye başladı. çünkü bizim dilimizde büyümek buydu değil mi.
büyüdüm.
dedemin ellerinden tutup onu hayattan, bizden, eşinden, çocuklarından, torunlarından kopartmamak için çırpındığımı gördüğümde kocaman bir kız olmuştum.

gerçi ne kadar büyürsek büyüyelim insan her zaman yanında güç alacağı, başının koyup ağlayacağı,böyle zamanlarda kendine destek olacağı birine muhtaç kalıveriyor. 


benim dedem KOAH* hastası,
 ömründe 30 yıla yakın sigara kullanmış, sonrasında ki bi 30 yıl da da bir daha ağzına dahi sürmemiş, tozu toprağı çok sevmiş benim dedem nerde tozlu işler var o orda olurmuş, gel zaman git zaman ciğerler artık bitip tükenmiş.
son yıllarında bir kere bile derin bir nefes alamadı dedem hep yarım hep zorla. hiç yetmedi ona içine çektiği hava çünkü ciğerlerinin büyük bir kısmı zamanla faliyetini yitirmişti.

artık günümğzde birçok kişi ''astım*'' hastası, hatta birçoğu daha iyimser bir şekilde ''ev tozlarına karşı alerji'' li , kimi amfizemli*, hepsinin elinde cebinde çantasında astım fısfısları
ve hastalıkları ilerledikce gelişen olayları gidişatları kullanılan ilaçları da aynı..
en az 5 yıldır sigara kullanan bir kişi de sağlıklı oldugunu düşünse de 
aslında bir KOAH hastası. 
*
dedem; 
son 5 yılında artık merdiven çıkmakta zorlandı , uzun yol gidemedi

son bir yılında bir basamak dahi çıkamadı . toplamda 3 adım dahi atamadı 
oksijen makinalarını kullanmaya başladı
bir hareket etse anında  tıkanırdı
 ve son bir hatta birkaç ayımız;
gözlerimin önünde hergün boğuluyor hergün nefessiz 24 saatin 24ünü de acı cekerek yaşıyordu
reklamlarda çıkanlara inanamazdım,
şimdi eli elimdeyken astım nöbetleri , krizleri tutuyor
gözlerimin içine her baktığında mahvoluyordum elimden birsey gelmiyor dedem, imtihan.


ve şu son haftamız nöbetlerler tıpkı doğum sancısı gibi sıklaştığında kollarımda defalarca şahadet getirdiğini biliyorum, yüzünde ciğerlerine oksijen üfleyen bir cihaz, ellerimi tutmaya kollarımı sıkmaya mecali yokken ölüyorum ben büşram diyor.

.dedem.
''dedem bu bir kriz geçecek sabret ne olursun sakin ol, elimi tut, yanındayım senin. hiç bırakmayacağım. senin nefesin kesiliyor, söz ben senin nefesin olacağım'' 
gözlerim cihazlardan bir saniye ayıramıyorum : nabız yükseliyor , kandaki karbondioksit oranı artıyor oksijen büyük bir hızla düşüşe geçiyor...
bu krizde bi müddet sonra geciyor biraz olsun rahatlıyor ama hiç birzaman tam nefes alamıyor açılamıyor 
ardından krizler daha da sıklaşıyor

işte koah böyle berbat bir çaresizliğe dönüşüyor biten ciğerlerin tedavi olmuyor elinden hiçbir şey gelmiyor

bunu buraya yazıyorum ama biliyorum ki kimsenin umurunda olmayacak, kimse içtiği bagımlısı olduğu sigarasını, soluduğu havanın kalitesi, yaşadığı koşulları bi durup düşünmeyecek.  çünkü sağlık dilimize pelesenk olmuş bir kelimeden öteye geçemeyecek taa ki elimizden gidene kadar.



sonrasında ne mi oldu? dedem bana ciğerim diyen adam. ciğerinin bir parcası olabilmek için çırpındığım adam, hani bana 'canım' derken neye inanip neye inanmamam gerektiğini anlatan adam, birinin canı ciğeri olmayı bana hissettiren dedem;..
şimdi yoğun bakımda. uzağımda. hepimizden uzakta. günde yalnızca 2 dk görebilme iznimiz var. 
hadi sağlık elden gidiyorda, peki ya asıl götürdükleri...
koah hastalığının son aşaması;
hastanın ciğerleri artık tamamen faliyetini yitirmiştir
artık hastaya oksijen vermek kafi gelmez , karbondioksit i de geri almak gerekir
bunun için hastanın soluk borusuna bir tüp yerleştirilir
ve hasta trakeotomi denilen işleme tabi tutularak boğazı delinir.

kaymak dedem-kaymağım-canım- biz artık  koah hastalığının son evresindeyiz  
seni hep böyle cihazlarla hatılayacağız sanıp bunu dert ediyorsun ya, biz seni hep çocukluğumuzda ki gibi hatılayacağız, bize yaptıgın sabunlu su baloncuklarıyla, ayağımızın altına bakıp çivisi çıkmış bunların diyip falakaya yatırışlarınla, tahtalardan oyuncaklar yapışınla  hatırlayacağız hep, 
bana '' ben sana hiç doyamadım'' deyişin hala kulaklarımda
ve her yemekten sonra sana söz verdiğim gibi doyduktan sonra bir lokma da senin için atıyorum ağzıma..
biliyorum evden dışarı bile çıkmazken, benim için benim mutluluğumu görebilmek için, herşeyden çok yanımda olabilmek için burdurlardan izmite geldin..

rabbim seni başımızdan eksik etmesin, 


sağlık ve esenlik dilerim...

*koah : KOAH-Kronik Obstüktif Akciğer Hastalığı- ilerleyici ve tam olarak geri
dönüşümlü olmayan bir akciğer
hastalığıdır. KOAH havayollarını daraltır, solunumu güçleştirir
*astım : Astım bronş dediğimiz akciğer içi hava yollarının müzmin iltihabi bir hastalığıdır.
*amfizem : akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesi neticesinde bu hava keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılması ve buna bağlı olarak da akciğerlerin esnekliğini kaybetmesiyle oluşan ve solunum yetmezliğine yol açan yaygın bir kronik akciğer rahatsızlığıdır.
.




31 Ekim 2013 Perşembe

Bursa'nın ufak tefek taşlarııı,, Bursaaa'nınn..

 **bu gün bayram! erken kalkın çocuklaaar, Bursa çarşısıı bugun bizi bekleeerrr..


Bursa'nın ufak tefek taşları
Keman olmuş o yarimin kaşları
Bir omuzdan bir omuza saçları

A benim esmer güzelim
Yarimle kol kola gezelim

Meşeli dağlar meşeli
İçinde halı döşeli
Kül oldum aşka düşeli

bu akşamda yine sizlerle yurdumuzdan bir türkümüzle açılışımızı yapalım  efendim,efendiler,hanımefendiler
,
biraz geç olsada 29 ekim Cumhuriyet bayramımızı kutlarım, madem cumhuriyetimiz ilan edilmiş, madem bize de tatil verilmiş, bizde sabah erkenden kalktık Bursa'ya kaçtık. izmit-bursa arası hemen hemen 1bucuk saat bişey. ne zaman Bursa'ya yolumuz düşse orhangazi,osmangazi'yi ziyaret eder, ulucamiye uğrar emirsultana cıkar ve sonra yolumuza devam ederdik. ama bu sefer işimiz başkaydı; planlı ve programlı şekilde dedik ki Bursa çarşılarını talan edeceğiz, kozahan, bakırcılar çarşısı(bakır yok ama tamamen çeyizlik eşyalar), orhangazi çarsısı, gibi ulucami cevresindeki çarsıları dolandık :) gelinlerin neden gelip buradan bohçalarını hediyeliklerini ceyiz esyalarını aldıklarını da anlamış olduk :)


birde bayram münasebeti ile bütün sokaklar kapalı çarşılar bayraklarla donatıldığından gezmek daha bir keyifli olmuştu:)


haliyle en sevdiğimiz çarşısı KozaHan oldu :) burası 1490 yılında Sultan II. Beyazıd tarafından yaptırılmış. o zamandan bu zaman bir çok farklı amaçla kullanılsa da şu an ipekçiler çarşısı olarak hüküm sürmekte :) 
içinde genişçe bir avlusu bulunan bu hanın ikinci katı tamamen ipek ürünlerden şal ve esarpların envayi  türde çeşitlerinin bulunduğu dükkanlardan oluşan bir yer :) 

avluya açılan alt katı ise alışverişten yorulanlara şahane bir çay bahçesi 


avlu bahçenin tam ortasında ise altı şadırvan üstü mescid olarak yapılmış çok sevimli bir yapı bulunmakta 



böyle hanlar hamamlar çokmuş bursa'da ama bizim bi gunde hepsini gezmeye takatimiz kalmadı tabi,
Ulu Camii de aldık soluğumuzu yine, burası Osmanlı döneminin ilk camisiymiş, iç alanı yüzölçümü olarakda
 Selimiye'den ve Sultan Ahmet camisinden daha büyükmüş , ama tavanı alcak ve küçük kubbelerden oluştugu için onlar kadar büyük göstermiyor sanırım kendini,

 tam camiden çıkmıştım ki bi gruba rast geldim hemen takıldım peşlerine, ,insanlar biraz uyuz olmuş olabilir , bu bizim rehberimiz sen bu gruptan değilsin ne işin var diye ama ben yine de sinsi sinsi rehberi dinledim :)
bu caminin 3 kapısı var somuncu baba hikayesinden de bildiğimiz üzre, işte orta kapının sağ tarafına denk gelen yerde kapıdan ikinci pencerenin tam üstündeki kilit taşlarının hikayesini de bu sayede rehberden kapmış oldum, aşağıdaki resimde yuvarlak içine aldığım taşlar :D ben üstteki kemerin kilit taşına odaklandığım için göremedim diye fotografını çekmiştim meğer pencere boşlugunun kilit taşıymış :) herneyse
bu 3 tane taşın üzerlerinde sırası ile yahudi,müslüman ve hristiyan olmak üzre 3 farklı dinin sembolu var,

rehberin anlattığına göre ulu caminin inşaatı sırasında her dinden insanın çalıştıgının ve toplumun farklı dinlerle uyum içerisinde yaşadığını simgeliyormuş zamanın ustaları tarafından düşünülüp koyulmuş, işin bu kısmı çok hoşuma gitti,
 eve gelip bir araştırayım dedim işin aslı neymiş diye, boyumdan büyük rehber amcama inanmadım mı ne yaptım bilmem , benim bulgularıma göre de tadilat sırasında bütçe yetersizliğinden dolayı hristiyan ve yahudi camiasından bir miktar borç tahsis edilmiş ve bunu camiye bu şekilde aktarmışlar diyolla
sanırım yine de kesin bir bilgi yok biz simdilik bu ikisini bilelim bakalım

bu da emir sultan da bir hamam , malum benim bu gelin hamamları çık hışıma gittiğinden bi çekeyim demişim:)
bu arada bursa da cok güzel ipek keseler var, gelin hamamları yapanlar eminim misafirlerine öyle güzel keseleri hediye etmek isteyeceklerdir:)
  
***

 burası da Emir Sultan Camii, bildigimiz üzre Emir sultan peygamber soyundan gelen bir mübarek, içi avlulu camisini hep çok sevmiştim
yine görmeden gitmeyelim dedik


işte bu kapıdan giriyorsunuz içerisi öylesine huzurlu ki, insanın canını acıtan ne varsa sanki orda uçup gidiyor
zamanında medrese eğitimleri de yapılan bu yerde öğrenci olup kitaplar okumayı, uzun uzun düşünmeyi kim istemez ki.

ve Bursanın sokakları;

  

***
Bursa demişken iskender aslında akla gelen ilk şey ama ben postun sonuna bırakmışım nedense, tabi ki buraya gelip iskender yemeden olmaz, ki çok severim:)  burasıda bursanın en meşhur kebapçı iskenderi :)
1867 yılından bu zamana kadar mehmet oğlu iskender dededen itibaren babadan oğula kalmış ve hala devam etmekte olan yeri..

 bu arada burda menü yok , menüde de yalnızca iskender var :D çorba dahi yok :o  aşağıda gördüğünüz önünüze açtıkları serviste de mekanın tarihcesini okuyorsunuz :) keyifli bi tarih bilgisi.. velhasılı kelam mekan bahane  iskender dedenin iskenderi şahane!


bugünlük de bir gezi postunun sonuna gelmiş bulunmaktayım, çok başka amaçlarla gitmiştik bursa'ya aslında ama pek umdugumuz gibi olmadı, bir sabah uyandığımızda cok başka bir dünya ile karşılaşabiliyoruz aslında
o yüzden planlar programlar hayaller bazen yalan oluveriyor

giderken de dip fotoğraf olarak pek sevdiğim momijlerden birini ekliyecegim ; bunlar koleksiyon ürünü oldugu için bu halloween momijisi artık piyasada yokmuş ,  :( 
malum bugün günlerden cadılar bayramı,  ''aman yabancıların bayramı bize ne ! '' diyebilirsiniz lakin çocukluğumda bir zaman o bayrama tanık olmuştum ve çok keyif almıştım o günlerimin anısına ; HappyHalloween!!!



esen kalın..

28 Ekim 2013 Pazartesi

böyleymiş



sonbaharları sevmediğimden bahsetmiş miydim hiç?  bugün anladım ki sonbahar da beni sevmiyormuş.
ben kurumuş yaprakları bir araya getiriyorum , bir rüzgar yetiyor onları düşüncesizce darma duman etmeye. 

gözüm hep bomboş sandalyelere takılıyor böyle günlerde. resimde gördüğünüz babamın babaannesinden kalma sandalye ve sehpası.. gözüm bunlara takılı kalmış bu seferde,  aldım geldim evimize. baktıkca o güçlü kadını hatırlıyorum 
yılmayışlarını. bağlılığı, kararlılığı, hemen pes etmeyişleri,  

kafi diyorum kafi.




6 Ekim 2013 Pazar

mandalina neydi, mandalina emekti

     ilhan irem , füsun önal dinlemeli güzler gelmiş artık.
     bir takım sonbahar olayları. eylül bitti ya üzülüyorum.
     birde çok ihmalkar bir büşra var bu aralar ne yapacagız onu bilemiyorum!


bu nasıl bir sonbahardır efendim  !. en sevmediğim  ! kışlıkları çıkartmaktan, kalın kalın giyinmekten, botlara dönüş yapmaktan nefret ediyorum  ! burnum üşüyor benim ! keza ellerim.
bir tek kürklü kıyafetlerimden sevimli eldivenciklerimden ve telefuzunda güçlük çektiğim şemsiyemden çok memnunum .  onlar iyi ki varlar nokta. :)
o resimdeki topcukumsu yeşil ;  mandalina olmak hayaliyle oracıkta büyüyen gelişen kendi halinde bir meyvecik :) inşallah içinden minnak mandalina dilimi çıkarda sevindirir beni. üstüne de yagmur yagmış kıyamam  . işte mandalinanın bile hayali varmış e bilen bilir  enginarında kalbi var...    
ben insannn değilmiyimmmm dırırırıdııdııdmm 
mandalinanın hayalleri demişken tabi bir de intikamı da var . planlı bir şekilde bana komplo kurduğu çoktur. dün gözüme fışkırdı mesela ben soyarken. ne kadar  da ayıp ya ! mandalina bile bunu yapıyorsa insanlar ne yapar OF ! :D instagramda da bahsetmiştim ki bende onu öylece bıraktım ne hali varsa görsün!
hıh!


hayal demiştim evet. 
bir insanın hayalleri değişirmi, yada ne zaman kurulmaya başlar düşler, ne vakit bir çam agacı dikmeye karar verir bahcesine , kışın dökülenleri gördüğü zaman mı? kaybetmekten korktuğu an mı?
= kafamda deli sorular =


ben kimseyi tanıyamıyorum , tanıdığımı sandıklarım ve hiç tanıyamadıklarım var..  ay ben kendimi bile tanıyamıyorum yahu :D hatta mandalinayı bile 
bir başkası ne haddime. '

hayaller demiştim ya. işte hiç alakası yok onların benimle. ne gittigim yol ne verdiğim tepkiler, öyle ki bazen ne düşündüğümü dahi bilmiyorum, insan kendi kendine 'ne düşünüyorsun büşra' diye sorar mı efendiler. soruyorum işte.
hatalıysam muhakkak psikologumu arayın ! :D

velhasılı kelam bundan gayri kısa postlar hazılarayacagım. hatta post hazırlama işini telefonumdan yapmaya karar verdim çünkü bilgisayarın başına çizim yapmaktan başka hiç bir bahaneyle oturamıyorum bu sıralar. 
şaka bir yana içimde ''milyon tane bakla'' var çıkmasınlar diye de lafı uzatmayayım diyorumm burada postumu bitiriyorum
'konuşamıyorum o halde susayım' 
 bütün sukutkar halimle giderken de dip fotograf eklemekten hiç geri kalmıyorum :)

dip fotograf : şu sıralar ın anısına:) 





pek kıymetli nar ağacım ve ben esenlikler dileriz :)




3 Eylül 2013 Salı

ağustos böceği


aslında bu postu tatili ne kadar ne kadar çok sevdigimi anlatmak için hazırlamaya başlamıştım lakin farkettim ki anlatamayacağım. o kadar çok seviyorum işte siz anlayın :D

ara sıra güneş kremlerimi kokluyorum, hemen o günlere gidiyorum, sıcacık kumlara , uçsuz bucaksız denizlere, kemiklerimize kadar işleyen güneşe. paletimi şapkamı havlumu deliler gibi özlüyorum işte.
birtek haşema denen ifrit şeyi özlemiyorum nefret ediyorum çünkü ondan, bütün haşemaların boyu devrilsin! yaşasın bayanlar plajı ! yaşasın güneşli günler:) 

bu arada ağustos böceği demiştim değilmi, bu kız bi yaz gecesi ağustosun sonuna doğru kışa inat tatillere aşık tipik bir yaz kızı olarak doğdu. ve artık kocaman oldu :/  yaşını söylemeyen doğum tarihini gizleyen o malum insanlardan biri oldu bu günlerde .. çok acı.
hep bi yaş takıntım vardı ama hiç bi insan doğum gününü bu kadar ağır atlatır mı ya. bütün gün akşama kadar herşeye ağladım telefonlara çıkmadım, kutlamaları sürprizleri vb doğumgünü aktivitelerini yasakladım. özellikle de ailemi haftalar öncesinden uyardım. ki ilk kez doğumgünümü unutarak uyanmıştımm amaaa; vay arkadaşım sen misin yasaklayan iki gün önceden başladı sürprizler :@ 


aslında bu kız doğum günü konusunda acayip şanslı bir kız, şu yaşıma kadar kutlamamın olmadığı bir yıl hatırlamıyorum kimine göre yanlış kimine göre doğru bilemem,, üşenmeyip eski fotograflarıma da bakıyorum 1. yaşımdan itibaren aman bu kız ne anlar dememişler kutlamışlar..
=)
bu konuda babama hep minnettar kalmışımdır :)
**
ne yalan söyliyim bende düşkünüm şimdi doğumgünleri önemlidir yani kutlamayacağım falan dedim ama o gün dedelerimden biri aramayınca unuttuğunu düşünüp oturdum ağladım. nitekim unutmuşda zaten :/ ne çok ağladım o gün demekki bütün yılım ağlayarak geçecek :p 
hurafelerrr huraafelerrrr :D

bu zamana kadar pasta kesmek eğlenceliydi evet. büyümek iyiydi hoştu da buraya kadar yeter daaa* :D
bundan sonraki pastalar tamamen teselli amaclı olup yine de beni pek çok pek çok mutlu etti:) kimi istanbuldan geldi, kimi akşama kadar benimle ilgilendi bana özel yemekler pişirdi, /doktor ablası sağolsun;p/ , kimi sahilde canlı müzikle eğlendirdi, kimi özledik dedi buluştuk kutlaştık;) kimisi de kocaman pastasıyla kapımda bitiverdi..
doğumgünü bahane de arkadaşlık denen şey şahane..

***

e beni utandırıp mahcup eden bir takim arkadaşlarım vardı :

bu kocaman pasta ağlayan büşrayı susturmayı başardı : 


 ah bir de çiçekler, çiçekler çok güzel şeyler;

***
evet bu bir ağustos böceğinin postuydu giderayak birde dipfotograf ekleyip huzurlarınızdan ayrılıyorum, malum okul bitti , e büşranın diploması da babasının kariyer köşesinde yerini aldı, başlangıcını yaptı. ve son:  'altıüstü bir kağıt parçası hoş, önemli olan insanlığa kattıkların':)der ve gider bir baba. ;)




esenlikler dilerim efendim :)


5 Ağustos 2013 Pazartesi

violet'in anısına.


    merhaba Violet;


bavul hazırlamam gerekirken oturdum post hazırlıyorum. bu ara kendimi pek bi büyümüş gibi hissediyorum. önceden olsa iki gün önceden karnıma ağrılar girerdi gitmeye hazır değilim diye.  gitme fikri de başlıbaşına hoş değil ama,, özlediğim kim varsa epey uzakta..  büyüdüm demiştim degil mi evet:) işte mor gibi hissediyorum kendimi. Mor çalışıyorum bu ara. morların üstüne gidiyorum. sanki mor, hatta morun Violet tonu. sanki olgun sanki almış alacagı renkleri. yoğun dolu dolu. mor işte. violet olasım geliyor bazen..  
 post hazırlarken bir yandan müzik indiriyorum kendime. malum yol uzun. yolcu suskun :) bütün bavul hazrılığım bu işte. müzük doldurmaca :P  bu ara her boş vaktim kulaklık ve fırçalardan ibaret, birde violetten.  

  kendi çalışmalarımda bu bisikletiyle gidemeyen kıza da hasta oluyorum.
seviyorum yani kendisiyle aram fena değil,)

üfül üfül esiyor hava
çaylar içiliyor
sohbet ediliyor
konuşulacak birşey kalmayınca 
göz görmeyince
kulak duymayınca
malum masa boşalıyor,,boşlarlıyla birlikte.
gönül katlanmaya mahkummuş
çünkü çaylar acıyor bir vakit sonra
öyle bir söylenti yayılıyor
iki sandelyenin ikisi de boşalıyor
iki kişinin biri fırçalarda kayboluyor.




işte çalışmanın,, tamamının,, yarısının,, boyalı olan hali aşağıda mevcut :d  kendileri tamamlandı cercevelendi ve odamın duvarında yerini aldı:)  şu bisikletiyle sallanan kıza baktıkça gülüyoum. tekerlerini patlatıvericem bir daha ki çalışmamda ;) 



dip fotografımı da ekleyip gidiyorum efendim.. violet ile aram bu kadar iyiyken kendisinin bi akrabası sayılan ve bi o kadar sevmediğim lila rengi ortancayı paylaşıp gidiyorum. ciddi ciddi gidiyorum da. 
bu arada bahcenizde evinizde cevrenizde parkınızda orda burda, ortanca bitkisine sahipseniz gerçekten çok şanslısınız :) çok çok sevilesi. ben bu elimdekini iki haftadır muafaza etmeye çalışıyorum çünkü bizim ortancamız yok :(  kendisi de azbuçuk boynunu bükmüş. az mı ilgi gösterdim ben nerde hata nerde yanlış yaptım :D
velhasılı kelam geldik postun sonuna büşra yolcusu yoluna,,
şimdiden bayramınızı kutlar güzel günler dilerim,,
                                                                                                                                 esen kalalım:)



9 Temmuz 2013 Salı

sanki biten birşeyler var ;

çok çok uzun ara oldu ayıp ettim..
bir garip haller içerisindeyim 


 bittiğine hala inanamadığım şeyler var ; okul gibi :D e ben mezun oldum:) artık pek teşekkürlü bir 'içmimar' olarak yazıyorum,, çok keyifliyim. her gece yastığa başımı koyduğumda ben bu okulu nasıl uzatmadan bitirdim acaba diye düşünüyorum,  her gece juri kabusu ile uyanırken birde baktım bitivermiş. Daha yolun en başında ailemle bir anlaşma yapmıstım ''ben okulu uzatıcam'' diye 'tamam kızım nasıl olsa yanımızdasın rahatsın birşey olmaz' dediler, sonra her final haftası ''bırakıcambu okulu ' diye ağladım 'peki' dediler.. Birgün amcam geldi  ' 2 tane kolay dersini bırak verme seneye verirsin' diye benden söz aldı 'ay tamam amca canıma minnet' dedim,,  işte sonuç : temiz bir mezuniyet :) 

dile kolay 4 yıl bitti bende bi anda herkes gibi dedimki hemen dikiş nakış yemek falan filan feşmekan öğrenmeliyim :* 

öyle güzel kumaşlar vardı ki e projelerden arta kalan eskiz kagıtları da olunca dikişe el attım nakış hiç bana göre değil, yemek hususunda da içliköfte yapmayı öğrendim tamam bu kadar yeter bana :) mezuniyet kıyafetime gelince bir hafta boyunca deli gibi gezdim kendime göre birsey bulamayınca özel dikim giymeye karar verdim ki yetiştimi yetişekmi stresi beni benden aldı,, öyleki son gün kıyafetimin incilerini oturdum kendim diktim :) kıyafet konusunda çok güzel tepkiler aldım bircok kişi sordu tarif istedi verdim:) eteği tam daire kiloş, kollar karpuz, bedeni yüksek, beline de kemer işte o kadarcık bişey
işte nacizane sarı seven kız :

amcamlar dayımlar yengemler dedemler anneannemler kuzenlerim kardeşlerim annem babam tüm sevdiklerim eksikler olsa da yanımdalardı.. özellikle okulu olmasına ragmen zeynebim ve de nurşenim de gelmişti bu kızın kep atışını görmeye =.= güzel bir gündü vesselam.. kutlamalar epey sürdü,, bu aşağıdaki şahane muffinleri de ertesi akşam nurşenim yapıp gelmiş  bi anda ışıklar bir yandı ,, partyy goes onn! yaayyy :) 

beni epey mutlu mesut ve bir o kadarda mahcup ettiler :) birkez daha yanımda olanlara şükrettim ve kendi yolumda mesleğimde işimde gücümde yürümeye başladım, hayaller kurmaya tekrar başladım, milyon tane plan yaptım.. tam işsizler kervanına katılmışken bu koşuşturmacaların içinde ilk iş kahvemi de içmiş oldum..  :) :)


***

ve son olarak dip fotografıma geleyim hemen :) malum ramazan 1 dedik ilk oruçlarımızı tuttuk iftarımızı yaptık önceden 'ay şu okulu bitireyim' diye duaya başlarken artık hayırlı iş hayırlı eş tekerlemesini liste başına koyduk mukabeleden mukabeleye koştuk ;)

''rabbim yaptığımız işlerde, seçtiğimiz eşlerde, attığımız adımlarda bizi utandırmasın''

herkese hayırlı ramazanlar dilerim efendimm



esen kalalım...

20 Mayıs 2013 Pazartesi

okula not : kapadokya'ya kadar gittim,, döneceğim.. :)


dikkat dikkat!! bu post cuma gecesi  kapadokya'ya doğru yola çıkıp pazar günü dönen  bir otobüs öğrencinin gezip görüp eğlenip, yorgun ve bitap düştüğü bir gezi yazısıdır! ve bol bol fotoğraf içermektedir :) 
son senem diye ne yapacağımı şaşırmış bir dönem geçiriyorum :) saldım büşrayı çayıra mevlam kayıra derken işte buldum kendimi kapadokya da :)
kapadokya dan biraz bahsedecek olursak geçmişe dayalı oldukça eski bir tarihi var.. bir çok medeniyet görmüş geçirmiş zatı muhterem şehrimizin en önemli özelliği; bizim Hasan dağı sayesinde volkanik tüflerden oluşan oldukca yumuşak ve oyulası taşının toprağının, zamanla güçlenip sapasağlam bir hal almasıdır efendim. eğer bu taşlar topraklar tüfler vaktiyle oyulmamışsa bu sefer erezyon ve şiddetli rüzgar ile kendi çapında şekillenir ve bölgenin karakteri 'peribacaları' olarak oturmuş olur :)  
aslında kapadokya denince akla ilk gelen peri bacaları olsa da yer altı şehirleri, kayalara oyulmuş evleri, meşhur güvercinlikleri ve cennet misali vadileri ile birçok farklı güzellikleri de vardır.. 

işte ilk durağımız ''ıhlara vadisi''  :)  
 tam 380 basamağı indik sonra da çıktık :) 

 ıhlara vadisi de yine bizim Hasan Dağının marifeti :) vaktiyle yine patlamış ve epey kalın bir tüf tabakası oluşturmuş. bu tüflerin oluşturduğu şiddetli basınç yer yer çatlamış ve sıcak sular yüzeye cıkmış ve melendiz çayının da ısrarıyla ıhlara vadisini oluşturan çökme olayı gerçeklermiş :) 15 km uzunluğundaki bu vadinin yüksekliği 70 ila 100 metre arasında değişiyormuş.

 burası tam bir dinsel mekan :) insanlar bulmuşlar sessiz sakin cennet misali mekanı ortasından da gürül gürül su akıyor misler gibi daha ne olsun ver elini ibadet edelim demişler :D iyi de yapmışlar,,
 bize de  100e yakın kilise bırakmışlar,, lakin yalnızca bir kısmı gezilebilir halde kalmış..

hititlerin elinden persler burayı almış sonra büyük iskender persleri yenilgiye uğratmış lakin kapadokya dirençli cıkmış,, kendi çaplarında kapadokya krallığı kurmuşlar, fakat zamanla roma burayı ele geçirmiş. e bi zaman sonra hristiyanlar da gelmiş tabii. romalılarda bunlara rahat vermeyince ıhlara vadisine sığınmışlar ve bir çok kilise oyup dinlerini yaymaya devam etmişler.

tarih bu ya hızla akıp geçmiş zaman  bizim atalarımız Selçuklular ve Osmanlılar da buralara hakimken de Hristiyanlar rahat bir şekilde ibadetlerine devam etmişler daha sonra 1924 yılında yapılan bir mübadele sonucu bize çok güzel mimari eserler bırakarak gitmişler,, arkalarında birçok sey anlatan kiliselerin 4 bir yanına duvarına kapısına tavanına taşına topragına resmettikleri kalmış.. :)
380 basamağı indiğimize değdi :)   ve yüzlerce basamağı indiği gibi çıkan 36buçuk numaraları ayakkabılarımızın zafer pozu! :P

ikinci durağımız Kaymaklı yer altı şehri :) magmaya doğru tam 8 kat!! eksi 8 ! zeminden 8 kat aşağısı ! 
dedilerki klostrofobi si olan girmesin! iyi dedim bende girmiyim madem napıyım :D onca yolu geldim ama yeraltı şehrine giremedim :( benim için buranın fotğraflarını çeken arkadaşıma pek çok teşekkürlerimi iletirim:)
8 katınyanlızca 4 katı gezilebiliyormuş ve bu son katta eksi 20 metreye kadar iniliyormuş :o  havalarında sistemi cok iyi yapılmış  bu yeraltı sehrinde evlerden ziyade hayvan barınakları kiliseler ve mezarlıkları buluyormuş :o
 kilise dedim ama içeride yogaya oturmuş arkadaşlarımız da varmış:):) yerin kaç metre altındalar.. vaktiyle insanlar burada nasıl yaşam sürmüş hala aklım almıyor :D o zamanlar benim gibi klostrofobisi olanlar ne yapıyormuş acaba:)
 gezi de birbirinden farklı ayakkabı numaraları olan mimarlık ve tasarım fakültesinin öğrencileriydik :) birbirimizle hiç derdimiz olmadı hep beraber milyon tane fotoğraf çekildik ve facebookda olsun instagramda olsun geziye katılmayan arkadaşlarımızı canından bezdirdik ;)

lakin nazar boncuğu gibi yakamıza firketelenmiş bir de rehberimiz vardı kiii düşman başına :D rehber bile değilmiş gerci de neyse,, beyfendi kalkmış zaten planımızda olmayan 25 çeşitlik kahvaltımızı 40 çeşide çıkarmış! hayır ne gerek var!  :D e sonra neymiş testi kebabını yemezsek olmazmış bizim için en makulunu en minimumunu düşünmüş,, e ona da boyun eğdik gittik,, meğer minimum dediği testi kebabının küçücük sütlaç güvecine koyulmuş haliymiş :D zorla yapılmış iki öğünden aldığı iki büyük 'hayır'la rehberi uğurladık:) yoksa 3.hayır da muhakkak katılmamız gereken Türk gecesinden gelecekti bekleyemedik :D

eveeet bunca dertten kederden sonra gelelim gezinin en sevdiğim kısmına : kaldığımız otele:) : Nazımın Cave Hoteli :D http://www.cheznazim.com/

otelimiz tam kapadokya oteliydi:) taştan ahşaptan misler gibi otantik bir mekandı .)



açık büfe kahvaltımız da pek keyifliydi :)





 gezip tozup iyice yorulduktan sonra otele gelip esyalarımızı bıraktık biraz dinlendikten sonra güneşin batışını izlemek için tepeye çıktık:)  otelimizi ve otobüsümüzü yuvarlak içine aldım ki hatırası kalsın :) oteli kalp içine de alabilirdim aslında neyse artık ;) güneşin batışını izliyorduk değil mi,, evet çok romantik:) babama okulla kapadokyaya gidicez dediğimde 'aman boşver ilerde eşinle gidersin demişti' :D haklıymış!
 işte battı. bir gün daha bitti ve ömür defterinden bir sayfa daha eksildi.. sevdiği yanında olanlara belki çok daha başka güzeldi batan güneş ve biten bu gün..  akşam güneşi elbet güzel vuruyordu sevilenin gözlerine:)
e biz yalnızlarında fotograf çekilmek için bahanesiydi dillerden düşmeyen ''buranın ışığı çook güzelmişş yaaa'' sözü :D akşam güneşi bahane fotoğraflar şahane! :)

***
ve geldik ikinci güne :) 


giyindik kuşandık kahvaltımızı yapıp otelden ayrıldık :( doğru ''üç güzellere'' gittik :) erezyon sonucu birisi uçmuş kalmış iki güzel diye bir söylenti vardı.. ve bunlara dair birbirinden farklı birçok efsane:)

 işte o güzel peribacaları :)


 bir sonraki durağımız üç hisar kalesiydi kaleye doğruyu yürürken birçok nevşehir bez bebeği bizi karşıladı :) Türk ziyaretçileri hiç talep göstermiyormuş bu bebeklere hep fransızlar yunanlılar alıyormuş.. ama eminim hepimizin evinde birer tane vardır bu bebeklerden :D



hediyelik eşyalarımızı da aldıktan sonra son vazifelerimizi yerine getirmek üzere tekrar yola çıktık ve düştük bir dilek ağacının dibine.. :) 



 ne çok dileğimiz vardı kim bilir.. geleceğe dair birçok isteğimiz hayalimiz.. bu çocukların hepsi yarın bir gün mezun olacaklardı.. mimar olacaklardı içmimar olacaklardı.. bakalım ne olacaklardı:) herkesin bir duası vardı dilinden yüreğinden düşürmediği.
 dilek ağacı bahaneydi belki ama dileklerimiz dua olup kabul olsundu..

***
ve at çiftliği :) kapadokyanın güzel atlarıyla meşhur olduğunu söylemişmiydim :D söylemediysem hemen belirteyim ,, malum ismini dahi bu sebeple almış. vaktiyle persler bu civarda hüküm sürerken buraya ''güzel atlar diyarı'' anlamına gelen   "Katpatuka" ismini vermişler. zamanla bizde kapadokya demişiz:)


 atları sevdik okşadık gıdıkladık ,, isteyen arkadaşlar da at bindiler ne güzel bir deneyim oldu:)

 *** 
ve son durak Avanos ' a geldik :D sallanan köpürüyü geçdik gezindik :) 


 çanak çömlek işine de girdik :D bir kaç kişi geçti tozun toprağın kilin başına çanağını yapıverdi 5 dakikada ;)

birde binemediğimiz balonlar kaldı şimdi aklımda birtek  kapadokyaya dair. eh kapadokya deyince artık aklıma ilk onlar gelir çok şahane bir olay insanın içi gidiyor :) evet babamı dinleyip ilerde tekrar gelmeli balonla gezmeye:)


*****
velhasılı geldik mi bu gezininde sonuna
 otobüsümüze inip binmekten bitap düştük 
 yorulduk,, başımıza güneş geçti,, ateşimiz yükseldi,,
gece uyanıp başınıza havlu ıslatıp koyan bir arkadaşınız da varsa herşey pek güzeldi:) :*
yer yer sabrımız taştı gerginliğimiz arttı 
kimimiz alttan aldı kimimiz resti çekti
ah o rehber amca bizi deli etti :D

lakin mikrofonu eline alıp 'tatsızlıkları geride bıraktık hadi biraz şarkı söyleyip oynayalım arkadaşlar' diyip bize ankara havasını açan ve buna binaen birden herşeyi unutup eğlenmeye başlayan koca otobüs insan  ile bu gezi çok daha başka güzeldi :) 




 mimarlık ve tasarım klübünün her bir üyesine; elif'e ahmet sevban'a ve faruk' a aldıkları sorululuktan ve gösterdikleri bütün duyarlılıklarından dolayı teşekkürü borç bilirim :)
başları çok ağrıdı ama üstesinden geldiler:)
bizede çok keyifli bir gezi verdiler :)

efendim çok uzun tuttum sürçülisan ettiysem affola.. 

dip fotoğrafımı da hemen ekleyip kaçıyorum:)
çok gezenin mi çok magneti olur çok okuyanın mı :P


esenlikler dilerim :)



bebeklerim için ''iyi ki''lerim.. #vol1

    başlık sanki biraz romantik oldu ama konu aslında pek öyle sayılmaz :) bebeklerim zaten benim         iyikilerim de ben burada onlar...